Sezer Akın

7/10
·276 syf.··
2026 51. kitabı
Davut ve Golyat, Malcolm Gladwell’ın en akıcı ama aynı zamanda en tartışmalı kitaplarından biri sanırım. Yazardan daha önce Outliers ve The Tipping Point kitaplarını okuyup beğenmiştim, fakat Davut ve Golyat, benim için bu üçlü arasında en zayıfı olarak kaldı. Kitabın temel fikri şu: Hayatta “dezavantaj” gibi görünen şeyler bazen insanı daha güçlü hale getirebilir, “avantaj” gibi duran şeyler de aslında kişiyi kırılganlaştırabilir. Gladwell bunu anlatırken sadece teoriye yaslanmıyor; spor hikâyelerinden savaşlara, eğitim sisteminden kişisel trajedilere kadar birçok örnek kullanıyor. Kitabın en dikkat çeken bölümlerinden biri, tabii ki Davut ile Golyat hikâyesine getirdiği yorum. Gladwell, aslında Davut’un sanıldığı kadar güçsüz olmadığını söylüyor. Sapan kullanmanın o dönemde ciddi bir savaş becerisi olduğunu, yani Davut’un yakın dövüşe girmeden avantaj sağladığını anlatıyor. Kitabın genel yaklaşımını burada net şekilde görüyorsun: “Zayıf” görünen taraf bazen oyunun kurallarını değiştirerek kazanıyor. Bir başka etkileyici örnek ise disleksi yaşayan başarılı insanlar üzerine olan bölüm. Gladwell burada bazı insanların yaşadıkları zorluklar nedeniyle problem çözme becerilerinin geliştiğini anlatıyor. Özellikle girişimciler ve hukukçular üzerinden verdiği örnekler ilginçti çünkü insan ister istemez şu soruyu düşünüyor: “Eğer hayatları daha kolay olsaydı, yine aynı insanlar olabilirler miydi?” Ama kitap tamamen kusursuz değil. Bazen Gladwell’in örnekleri fazla genelleştirdiğini hissettiriyor kesinlikle. Bazı hikâyeler çok etkileyici olsa da “istisnalar üzerinden kural çıkarılıyor” duygusu oluşturuyor. Özellikle başarı hikâyelerinde, sosyal şartların veya şans faktörünün geri planda kalması biraz eksik hissettirdi bana. Yapılmamalıydı diye düşünüyorum. Yine de okunması
Davut ve GolyatMalcolm Gladwell · Mediacat Yayıncılık · 2023513 okunma
Reklam
7/10
·336 syf.··
2026 38. kitabı
Zavallılar, ilk bakışta grotesk bir bilimkurgu ya da karanlık bir mizah örneği gibi görünse de aslında kimlik, özgürlük ve erkek egemen anlatılar üzerine oldukça sivri bir roman. Alasdair Gray, ilginç bir yazar ve bir o kadar da tuhaf bir kaleme sahip. Bella Baxter karakteri özellikle akılda kalıyor. Bir “yaratım” hikâyesinin merkezinde olsa da zamanla kendi bedenini, arzularını ve hayatını sahiplenmeye çalışan bir kadına dönüşüyor. Modern bir Frankenstein anlatısını da andırıyor açıkçası. Roman burada sadece gotik bir oyun oynamıyor bence; kadın bedeni üzerindeki kontrolü, toplumun ahlak anlayışını ve erkeklerin “kadını yeniden yaratma” saplantısını da tiye alıyor. Özellikle mizahı çok sert ve yer yer rahatsız edici. Ama tam da bu yüzden etkili, doğruya doğru. Filminden hiç hoşlanmamıştım, çünkü male gaze etkisinde olduğunu görebiliyorsunuz. Bir de gelişmemiş ve çocuk beyni (Bella'nın öyküsünü biliyorsunuz diye hesaplıyorum) ve onun güya cinselliğini keşfetmesini sağlayan, faydalanmayan çalışan koca koca iğrenç adamlar. Kitabın dili ve yapısı ise herkese hitap etmeyebilir. Bilinçli olarak karmaşık ilerleyen bölümler, sahte belgeler, dipnot hissi veren anlatılar bazen romanın akışını sekteye uğratıyor. Bazı okurlar için bu deneysel taraf büyüleyici bana kalırsa. Farklı bir şeyler okuduğunuzu hissediyorsunuz. Bu kitapta, sosyalizme oldukça güzel atıflar var, filmin aksine. Romanı öne çıkaran bu yönü kesinlikle. Roman bittikten sonra geride güçlü bir tat bırakıyor. İthaki'nin modern klasikte basmasının nedeni biraz da bu: Hem eğlenceli hem rahatsız edici hem de altında ciddi fikirler taşıyan bir roman.
ZavallılarAlasdair Gray · İthaki Yayınları · 20241,159 okunma
8/10
·88 syf.··
2026 40. kitabı
Sait Faik Abasıyanık’ın "Lüzumsuz Adam"ı, Türkiye edebiyatında "durum öykücülüğü" denilince akla gelen en kült eserlerden biri sanırım ve çok geç okumuş biri olarak bu durumdan biraz değil, epey rahatsızım maalesef. Kitaba adını veren o meşhur karakter Mansur Bey üzerinden, modern insanın şehir içindeki yabancılaşmasını ve aylaklığını anlatıyor Sait Faik. Kitabın başkahramanı Mansur, toplumun dayattığı "faydalı birey" kalıbına girmeyi reddediyor. Yedi yıl boyunca aynı mahallede, aynı kahveye giderek, aynı insanları izleyerek yaşar. Burada aslında şunu sorar belki yazar: Sisteme dahil olmayan, üretmeyen ve sadece izleyen bir adam gerçekten lüzumsuz mudur? "Lüzumsuz Adam", sadece bir karakter çalışması değil, aynı zamanda eski İstanbul'un bir portresidir. Beyoğlu’nun ara sokakları, mahalle kültürü ve insanın kalabalıklar içindeki yalnızlığı kitaba hakim. Eğer bugün modern hayatın koşturmacasından yorulduysan ve Mansur Bey sana çok iyi bir yoldaş olacaktır, en azından bana oldu. Bunu rahtlıkla söylüyorum ve çok sevdim ana karakteri. Bu sistemin parçası olmayı reddeden bir fert olmayı, tektipleşmeyi hakaret sayan Mansur Bey, sevilmeyecek ne yapılacak bir karakterdir. Kitabı çok beğendiğimi dile getirip, Lüzumsuz Adam'dan müthiş bir alıntıyla sonlandırayım: "Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım."
Lüzumsuz AdamSait Faik Abasıyanık · Yapı Kredi Yayınları · 201110,4bin okunma
8/10
·150 syf.··
2026 37. kitabı
·
4384 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2026 00:00
John Cheever’ın 1964 tarihli "Yüzücü" adlı öyküsü, Amerikan edebiyatının en çarpıcı eserlerinden biri olarak gösteriliyor. En sevdiğim öyküler arasında sanırım rahatlıkla ilk üçe oynar ve hak ediyor inanır mısınız? İlk bakışta tipik bir orta-üst sınıf banliyö hikayesi gibi başlayan, ancak ustaca bir "gerçeküstücülüğe" evrilerek okuyucuyu tekinsiz bir sona sürüklüyor Yüzücü. Hikaye, ana karakter Neddy Merrill’in bir pazar günü havuz başında otururken, eve "yüzerek" gitmeye karar vermesiyle başlar. Komşularının havuzlarını bir nehir gibi hayal eder ve bu hayali su yoluna eşinin adını vererek "Lucinda Nehri" diye adlandırırlar. Bu eylem, Neddy’nin dünyayı kendi fantezilerine göre şekillendirme çabasıdır. Cheever, Amerikan Rüyası'nın sunduğu o steril, konforlu hayatı bir "macera" gibi paketler ancak bu macera aslında bir kaçıştır. Yolculuk güneşli bir yaz günü başlıyor; Neddy kendini genç, atletik ve efsanevi bir figür gibi hisseder. Ancak havuzlar ilerledikçe, hava soğumaya başlar. Ağaçların yaprakları sararır (sonbahar gelir). Neddy tek bir öğleden sonra yüzdüğünü sanırken, aslında aylar hatta yıllar geçmektedir. Cheever, bir adamın hafızasını ve zaman algısını kaybederek çöküşe gidişini lineer olmayan bir ustalıkla anlatır. Neddy yolculuğu boyunca farklı komşularının havuzlarına uğrar. Başlarda sevgiyle ve içki ikramıyla karşılanırken, yolun sonuna doğru tepkiler değişir: "Yüzücü", alkolizm, inkar ve yaşlanma üzerine yazılmış en hüzünlü öykülerden biri. Öykünün 1968 yapımı, Burt Lancaster'ın başrolünde olduğu film uyarlaması da en az öykü kadar etkileyicidir; metindeki o klostrofobik atmosferi çok iyi yansıtıyor. Hem öyküyü hem filmi kaçırmayın derim!
YüzücüJohn Cheever · Everest Yayınları · 2011142 okunma
6/10
·128 syf.··
2026 35. kitabı
Şişedeki Cehennem, İthaki'nin Japon Klasikleri serisinden bilmem okuduğum kaçıncı kitap ve gerçekten değeri bilinmesi gereken bir dizi bu. Bu sayede epey güzel kitap okudum, inkâr edemem açıkçası. Yumeno Kyūsaku’yu ilk kez okudum ve sevdim. Bir daha karşılaşırsam okurum, ama favorilerimden olmadı. Onu netleştirmek isterim baştan. Romanın merkezinde, aklını yavaş yavaş kaybettiğini düşünen bir yazar var. Ve onun mektupları, o parçalı düşünceleri, o kontrolsüz korkularını okuyoruz. Bu sanrıların insana hatırlattığı sinir bozucu durumlar da cabası. Kyūsaku bu belirsizliği öyle ustaca kurmuş ki, gerçeklik ve hayal arasında gidip gelen durumlar, sizin de aklınızın bulanmasına neden oluyor. kitap boyunca neyin hayal neyin gerçek olduğunu hiçbir zaman tam çözemiyorsun ki bence kitabın en etkileyici yanı da tam olarak bu. Kitapta kısa ve uzun olmak üzere dört öykü var. Beni en çok "Ölümden Sonra Aşk" öyküsü etkiledi. Öyküler insanın en derinindeki duygulara inen, ürpertici, psikolojik gerilimi olan türdendi. Her öykü insanın zihniyle oyunu gibiydi ve tedirginlik hissini fazlasıyla yaşattı. Tekinsiz öyküleri çok seven bir okur olarak, Şişdedeki Cehennem'i de beğendim. Hararetle önermiyorum, fakat bu güzel bir korku-tekinsiz öykü kitabı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Keyifli okumalar diliyorum.
Şişedeki CehennemYumeno Kyusaku · İthaki Yayınları · 202562 okunma
Reklam