Calpurnia şurup sürahisiyle geldi. Walter'ın almasını bekledi. Walter sebzelerin ve etin üzerine bol kepçe pekmez döktü. Belki de ben, aman kuzum, ne yapıyorsun diye sormasaydım süt bardağına da dolduracaktı.
Sürahiyi yerine koyduğu zaman gümüş tabak tıngırdadı, oğlan hızla ellerini kucağında birleştirdi. Daha sonra başını çabucak eğip kaldırdı.
Atticus bana yine ters ters baktı. "Ama yemeğine şurup doldurdu," diye karşı çıktım. "Şurubu boca etti..."
İşte o zaman Calpurnia beni mutfağa çağırdı.
Çok öfkelenmişti, öfkelendiğinde dilbilgisi kurallarını karman çorman ederdi. Yoksa, sakin olduğu zamanlar Maycomb'daki herkes kadar kurallara uygun konuşurdu. Atticus'un dediğine göre Calpurnia siyahilerin çoğundan daha eğitimliymiş.
Gözlerini kısıp bana baktığı zaman göz çevresindeki çizgiler derinleşti. "Biz gibi yemeyen insanlar da varlardır," diye fısıldadı öfkeyle, "ama biz gibi yemiyorlar diye masada terslemek onları sana kalmamış. O çocuk senin arkadaşın, masa örtüsünü yemeye kalkışsa bile sesini çıkaramazsın, duydun mu?"