Kendinizi aşırı bir grupla ne kadar fazla özdeşleştirirsiniz, kendinizi, değerlerinizi teyit eden ılımlı gruplardan o kadar farklılaşmaya çalışırsınız.
Orijinalliğimizin doruğuna ne zaman vardığımızı, burada ne kadar kaldığımızı düşünce tarzımız belirler. Galenson yaratıcı insanları incelediğinde birbirinden kökten farklı iki tür yenilik keşfetti: kavramsal ve deneysel. Kavramsal yenilikçiler büyük bir fikri formüle eder ve uygulamaya girişirler. Deneysel yenilikçilerse problemleri deneme yanılma yöntemiyle çözer, bu süreçte öğrenir ve gelişirler. Belirli bir probleme yönelik çalışırlar ama başlangıçta, kafalarında belirli bir çözüm yoktur. Önceden planlamak yerine, ilerledikçe çözüm bulurlar. Yazar E. M. Forster’ın dediği gibi, ne söylediğimi görmeden, ne düşündüğümü nasıl bilebilirim? Galenson’a göre kavramsal yenilikçiler yüz metre koşucusu, deneysel yenilikçiler ise maratoncu gibidir.
Galenson, Nobel Ödülü kazanmış ekonomistleri araştırdığında, kavramsal yenilikçilerin en etkili çalışmalarını ortalama kırk üç yaşında, deneysel yenilikçilerinse altmış bir yaşında yaptığını gördü. Ünlü şairlerin en çok basılan şiirlerini analiz ettiğinde kavramsal yenilikçilerin en iyi eserlerini yirmi sekiz, deneysel yenilikçilerinse otuz dokuz yaşında verdiğini ortaya çıkardı. Nobel Ödülü’nü şimdiye dek kazanan tüm fizikçiler üzerinde yapılan bağımsız bir araştırmaya göre, otuz yaşın altındaki dahilerin tam yarısı kuramsal çalışma yapan kavramsal yenilikçilerdi. Kırk beş ve üzeri yaştaki yaşlı ustalarınsa %92’si deneysel çalışma yapıyordu.
Kavramsal ve deneysel yenilikçiler arasındaki bu temel farklılıklar neden bazı orijinallerin zirveye erken çıktığını, neden bazılarının geç açıldığını açıklıyor. Kavramsal yenilik, yıllar süren metodolojik araştırma gerektirmediği için hızla yapılabilir. Watson ve Crick, DNA’nın çifte sarmal yapısını keşfettiklerinde, veri toplamayı beklemeleri gerekmemişti. Üç boyutlu kuramsal bir model