M€ⱤDŰMGÌⱤÌZ

M€ⱤDŰMGÌⱤÌZ
@Murattbey
Hala eğitilmekteyim hayat tarafından
Dünya, 19 Mayıs
1621 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Ögretmenim inşallah ölünce cehenneme gidersin
Ben 38, kız kardeşim 35 yaşında. Yıllardır bana hep “öğretmenlerden nefret ettiğimi biliyorsun ama yine de gittin öğretmen oldun, bu hayatta sevdiğim tek öğretmen sensin.” der. İlkokul Öğretmeni yüzünden oldu böyle, ben dört, kardeşim ikinci sınıftaydı.Bir gün bir öğrenci derste bizim sınıfa gelip beni kardeşimin öğretmeninin çağırdığını söylemişti. Öğrenciyle onların sınıfına gittiğimde kardeşim tahtanın önündeydi ve o kadar üzgündü ki...😢 Sınıfta bir arkadaşının parası kaybolmuş ve kardeşimin alabileceğini söylemişti sanırım. Öğretmen bağıra çağıra kardeşime “ sen mi aldın, nereye koydun, söyle çabuk” gibi bir şeyler söylüyordu. Kardeşim “Hayır” deyince çantasını bir hışımla boşaltmaya başladı . O kadar sinirliydi ki çantayı boşaltırken annemin bize yaptığı ve gazete kağıdına sardığı peynirli ekmeği gördü, biraz açılmıştı kenarları ve onu eline alınca “bu ne böyle diyip çöpe attı 😣 Kardeşim ağlıyordu, ekmeği çöpe attığı yetmiyor gibi gidip bir de tokat attı üstüne 😣 Benim de yıllardır çocuk aklımla şok yaşadığım o anı hafızama kazımış oldu 😣😣😣 Teneffüs olduğunda bir yandan öğretmenin yere attığı kitaplarını toplamaya çalışıyor bir yandan kardeşime tamam ağlama diyordum 😢Beni kardeşimin parayı alıp almadığını sormak için çağırmıştı, keşke çağırmasaydı. Yaptığı şeyle geride nasıl bir enkaz bıraktığını anlamış mıydı acaba? Ve bu yüzden midir kardeşim hiçbir zaman okulu sevmedi, başarılı olmadı, sınıfta kaldı, disipline gitti lisede bilmiyorum. Velhasılı zor bela liseyi bitirdikten sonra açıktan üniversite bitirdi ☺️ Başımda öğretmen yoktu ya en güzeli açık öğretimden üniversite bitirmekti, dedi. Bir de geçen yıl bana dedi ki: .... öğretmenime facebooktan mesaj attım. 26 yıl sonra düşünün... Senden nefret ediyorum, inşallah ölünce cehenneme gidersin dedim dedi bana.
Reklam
10/10
·186 syf.··
Beğendi
·
2015 2. kitabı
·
62 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2015 08:42
ZEZE’DEN DİN DERSLERİ Şeker Portakalı’nı bilmeyen yoktur. Brezilyalı yazar José Mauro de Vasconcelos’un, biyografik ögeler de barındıran dünya çapında kitabı. Devamı “Güneşi Uyandıralım”ı da geçen gün okudum. O çok sevimli ve fakat çok duygusal Zeze, birkaç yaş büyümüş. Daha iyi şartlarda yaşasın ve okusun diye zengin bir aileye evlatlık verilmiş. Zeze yine sevimli, yine duygusal, yine hayalci ve fakat gittikçe artan oranda da yaramaz. Bir şey özellikle dikkatimi çekti; Zeze koyu Katolik bir çevrede yaşıyor. Üvey anne babası dindar. Gittiği okulun bütün öğretmenleri papaz. Zeze, her pazar günü kiliseye gitmek, ayinlere katılmak, (daha küçük bir çocuk olduğu halde) günah çıkarmak, belli duaları ezberlemek ve okumak zorunda. Her fırsatta kendisine, şeytana karşı dikkatli olması, yanlış yaparsa cehenneme gideceği söyleniyor. Yaptığı yanlışlıklar çok sert bir şekilde cezalandırılıyor. Bu cezalar arasında uzun duaları ezberlemek, okumak ve yazmak da var. Zeze ise bütün bunlara karşılık daha çok yaramazlık yapıyor. Kendisinden istenenden gittikçe uzaklaşıyor, hatta nefret ediyor, yapsa bile içinden tam aksi yönde şeyler geçiriyor. Yani dine karşı lakayt kalıyor. Dehşete kapılıyor insan. İnançlı bir eğitimci olarak bunlar bana pek yabancı gelmiyor. Katoliklik yerine İslam’ı koyun, çok da değişen bir şey yok. Üç dört yaşında başı zorla kapatılan kızlar, tekme tokatla, üzerine su dökülerek sabah namazına kaldırılan çocuklar, tehditle, dayakla Cuma namazına götürülen erkek çocuklar geliyor gözümün önüne… Sonuç? Sonuç maalesef genellikle hüsran. Baba ve annenin “Ben görevimi yaptım”, “Hz. Nuh’un oğlu da inanmamış” demesi onu ne kadar haklı yapar ve sorumluluktan kurtarır bilmiyorum. Mehmet Sarmış
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,3bin okunma
Şu utanma duygusu var ya, hayvanlarla aramızdaki en ince çizgidir.
Ne güzel söylemiş söyleyen...
"Yara bandıyla, koşu bandı arasında gidip geliyoruz. Yaralarımız kabuğa, ayaklarımız toprağa hasret... Hızla yaşlanırken, hayat kapağı açık kalmış kolonya şişesi gibiyken, odanın bir ucuna oturmuşuz, gençliğimizin buharlaşan esansını kokluyoruz. Yeni dünya dedikleri bu olsa gerek: organik ekmek, organik yumurta, organik yoğurt... Köyümüze gitmek yerine, milyonluk şehirlere köyü getirmeye çalışıyoruz.. Yakında marketlerde yerini alır mı bilmem; "dert dinleyen dost" "kin gütmeyen arkadaş" "satmayan organik yoldaş" "gezen insan çocuğu" "hayırlı evlat mayası" Belli mi olur, on sene sonra, belki organik insan alıyor oluruz... Demem o ki; hep çok yoğun, hep çok yorgunuz... Köy uzakta,
İSLAMİYET NEYDI?
...Yaratılışta kardeş, dünyada eşit ve eş olduğunu bilen insanların dünyasıydı İslamiyet. Kendi nefisleri için istediklerini ta yürekten başkaları için de isteyenlerin şiarıydı. Uzak iken yakın ve eş olanlar, birbirleriyle kardeş olanlar... Hakkı, doğruyu, güzeli yaymada ölümü göze alanlar, birbirlerine yalnızca Allah için yaklaşan, kaynaşan ve birleşenler... İyilikte yarışanlar, yarış içinde örnek hayatlar sürenler, birbirleri yerine ağlayanlar... ...
Reklam