O öyle lütûfkâr Allah'tır ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveyi çıkardı; izni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi; nehirleride sizin için akıttı. Düzenli seyreden güneşi ve ayı hizmetinize verdi; geceyi ve gündüzü de istifadenize sundu. O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.
Ne zamanki kendilerine yapılan uyarıları unuttular, üzerlerine herşeyin kapılarını açıverdik, nihayet kendilerine verilen bu genişlik ve serbestlik ile tam ferahlandıkları sırada ansızın tuttuk kendilerini yakalayıverdik, işte hepsi bir anda bütün ümitlerini kaybettiler.
Bir askerin birinci ve başlıca ahlaki yükümlülüğü hem inancı hemde namusu üzerine verilmiş bir söz olan askerlik yeminidir. Aynı şekilde, mutlu bir yaşam iddiasında bulunan kişi de, bu amaç doğrultusunda yaşayıp, bu amaç doğrultusunda ölmek için, önce kendisine bir yükümlülük olarak erdem üzerine kurulmuş bir zemin yaratmalıdır. Mutluluğu, altın için kazdığımız toprağın damarlarında ya da inci için derinlerine daldığımız denizlerin diplerinde değil, saf ve lekesiz bir zihinde buluruz. Öyle ki bu zihin kutsal olmasaydı, Allah'ı kendisinde misafir etmeye layık da olmazdı. Gerçek anlamda mutlu olmak isteyen kişi, kendi yazgısını en iyi şekilde karşılamalı ve böylece insanlar arasında, Allah'ın kendisini gördüğünü düşünerek yaşamalı.
Yaşamdaki gerçek mutluluk, tedirginliklerden arınmış olmak, Allah'a ve insana karşı yükümlülüklerimizi bilmektir; geleceğe dair kaygı duymaksızın şimdinin tadına varmaktır.