Einstein'ın 1955 senesinde gerçekleştirilen otopsisinde, beyni bazı insanların beklentilerini karşılamayarak hayal kırıklığı yarattı. Yapılan otopsi sonucunda Einstein'ın beyninin sıradan bir insanın beyninden biraz daha ufak olduğu ortaya çıktı. Gerçekten de sonradan yapılan çalışmalar beyin ebatlarıyla zekâ arasında herhangi bir bağlantı olmadığını ortaya koymuştur. Görünüşe bakılırsa önemli olan beynin miktarı değil kalitesidir.
Beyin, birbirlerine “korpus kallozum” adı verilen ve yaklaşık bir milyon aksondan oluşan bir sinir yolu ile bağlı olan iki yarımküreden oluşur. Bu köprünün kesilmesi —bazı vakalarda epilepsi nöbetlerinin azaltılması için uygulanan bir yöntem— “benlik” duygusunun ikiye bölünmesine yol açabilir. Bu durumda vücut, birbirinden bağımsız bir şekilde düşünen iki farklı beyin tarafından kontrol ediliyormuş gibi davranır. Bu ameliyatı olan sigara tiryakilerinden biri, sağ elini uzatıp bir sigara aldığında sol elinin sigarayı kapıp attığını bildirmiştir!
... ben, düşünen tüm insanları ilgilendiren en azından bir felsefi sorunun var olduğuna inanıyorum. Bu da evrenbilim (Kosmologie) sorunudur: Dünyayı -ve biz de bu dünyaya ait olduğumuzdan, bu bağlamda kendimizi ve bilgimizi- anlayabilme sorunu. Tüm bilimlerin bu anlamda evrenbilim olduğuna inanıyorum; ve felsefe de, aynı doğa bilimleri gibi, evrenbilime getirdiği katkı nedeniyle benim için önem taşımaktadır. Felsefe ve doğa bilimleri araştırmalarını bu amaçla sürdürmediğinde, benim için hiçbir çekicilikleri kalmayacaktır.
Popper bilimi, bataklıkta kazıklar üzerine dikilmiş bir yapıya benzetir. Bu kazıklar hiçbir zaman “var olan” doğal ve sağlam bir tabana dayanmaz. Zaman zaman kazıkların sağlam bir temele dayandığı düşünülebilir; ama bu bir yanılgı olacaktır. Çünkü kazıklar yalnızca geçici bir süre için kendilerine sağlam bir dayanak bulmuştur. Bir süre sonra sağlam sanılan temel yine zayıflayabilir. Bu nedenle de kazıkların hep daha derine çakılması vazgeçilmez olmalıdır. İşte Popper'in bilim insanı, bıkmadan usanmadan, uçsuz bucaksız derinliklere uzanmaya çalışan; ulaştığı bilgiyi yalnızca geçici bir süre için güvenilir bilgi olarak kabul eden, bununla da yetinmeyip hep daha fazlasını arayan insandır. Bu da ancak bilginin “mutlak” olmadığı görüşüyle bağdaşmaktadır. Mutlak olmayan bilgi, doğru olmayan bilgidir, yanlışlanabilir bilgidir; evrenin herhangi bir yerinde “siyah tek bir kuğunun” var olabileceği kuşkusunun taşınmasıdır.