Gözümde tüten ne şehirler, ne insanlar, ne de kırlar ve ormanlardı. Açık denizleri, etrafında duvar olmayan, uçsuz bucaksız yerleri arıyordum. Ama ruhumuz böyle gökyüzlerinde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor.
Artık domuzların yüzlerine ne olduğunu anlamışlardı. Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzlara bir insanlara bakıyorlardı ama hangisinin insan hangisinin domuz olduğunu söylemenin imkanı yoktu.