SÜZÜLÜP GELEN
Ve günün çalkantısı duruldu
İndi bir bir perdesi evlerin ve yüzlerin
Kendi derinine gömüldü her şey...
Öyle dilsiz ki kuyusu gecenin
Nerdesin, nerdesin, nerdesin...
Bir taşıttan bir taşıta savrulan kalabalık Açılan kapılar, kapanan kapılar
Yollar çarşılar içinde iyiliği yiten telaş İğdiş yalan, bencil sevgi, güvensiz gülüş
Bir pazar tezgâhında yanılmış
yağmalanmış içtenlik
Eğildikçe onuru fire veren güçsüz beden Sokak sokak eskiyen düşleri gencecik yüreklerin
Akşamın avuçlarında bir babanın üşüyen teri
Odalardan büyük yorgunluğu ufalmış kadınların
Çocukların gün günden acılaşan oyunları...
Ve ay düşmüş çatılarda uğuldayan yalnızlık
Avazı kederi biçimleyen elçileri gecenin
O puhu kuşları... puhu kuşları...
Süzülüp geldi sesin sesler içinden
Sesin bir ince iplik bir ışık çizgisi mavi bir damar
Yatağı duygulardan köprüsü düşlerden Sesin bir usul su yolu dünyanın alnında İçinden ömrüm akan, içinden ömrüm akan...
Şükrü Erbaş
SONUNDA
Aylarca bir çocuğun gülüşüne takıldı
Kalbim ki
Bulanık bir gökyüzünde duru kalmış
Tek incelik bulutuydu.
Tutulup rüzgârına ırgalanan kirpiklerin Bir sevincin uğrağına düştü
Bir hüznün...
Gündüz gün ışığı, gece ay ile
Gelip gelip dile
Döktü içini ne varsa
Bir uzak bahçede ayrılık açan
İçedönük bir çocuğun yumuk avuçlarına...
Kalbim ki
Kendi yağmuruyla dolup dolup boşalan Küçücük bir göldü
Üstünde nilüferlerden bir beyaz örtü Boğuldu sonunda kendi sularıyla...
Şükrü Erbaş
Bu dünyada seni tanıyan son insan da öldüğünde hiç yaşamamış gibi olacaksın.
Sarı bir resimdir hayat.
Yeşerir ve solar pencerelerde
Bir de sessiz bir rüzgâra tutulmak
Kıvamındadır yaşamak
Kıskacına alır bizi korkular
Salıverir ölüm bedesteninde
Bir bakarım ellerim yok yerinde
Bir bakarım gözlerim
Saf bir yakarıştır varlığım benim
Bir defalık doğmak ve unutulmak.
Nurullah Genç
Ellerin sonra, yedi renkli yumaklarda
Düğün eden serçe kuşları
Eşyaların gülümsediğini sende gördüm
Yokluğumuzu hazineye çeviren rüya
Hayat bilgim, gönül evim, tarazlı sokağım
Merhamet, onurun ilk harfiymiş
Bunu da sen yazdın çizgili defterime.
Seni unutacak ömrüm kalmadı
Bir soğuk zamanın akşamında
Dönüp yine sana başlıyorum...
Şükrü Erbaş
İPİ KOPMUŞ BONCUK
Bir gün, "benim için şiir yazdın mı hiç" demiştin. Göstermiştim, "şu heves sensin, şu incinmiş gurur sen, şu utangaç aşk, şu Posta Caddesi'ndeki daktilo sesi, çocukların okul dönüşü sevinci sen." Kuşkuyla bakmıştın yüzüme. Kirpiklerim içime dökülüvermişti. Susarak büyümüş iki çocuktuk biz, kendisini sevmeyi bilmeyen. Yanımızda birisi olmadan sevincimizden utanırdık. Kaç hayat evimizde bizden çok soluk aldı. Sonra harfler girdi yoksulluğumuza. Sonra dünyanın bütün mazlumları. Elimde başkalarının rüyası, bir var oluş acısıydım önünde. Yazmaya, okumaya ayırdığım zamanlar senin de zamanlarındı. "Tenha gezen evliyam" dedim. "Ben gittim harf harf dağıldım / Sen tamamladın cümlemi."
Şükrü Erbaş