İbrahim

hangi göğün çocuğuyum ben, hangi zamana aitim... öyle bir arada kalmışlıkki benim ki, çok öğrenenler ile çok öğrendim sananlar arası bir çizgideyim ! Ne öğrenen olabiliyorum ne de öğrendim diyebilen...yerimi biliyorum hiç değilse. bu da benim için iyi bir ilerleme sayılır sanki...
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Mutluluk bir dağ yolu gibidir.Bakarsın tepelere tırmanır,sonra bir bakarsın,aşağıya iner.Tek başına nedir insan?Ama başkalarıyla birleşirse dağları devirebilir.Bizim şu güzel,şu yaşanası dünyamız böyle işte..." Toprak Ana, Cengiz Aytmatov
1000Kitap
Evrenin sahibi, kelebeğe gülümsemeyi, balığa ağlamayı öğretmedi; ama, insanın gülmesini ve ağlamasını diledi. kedinin miyavlayarak, kuzunun meleyerek; ama, insanın konuşarak anlaşmasını istedi. Muhammed Bozdağ
Felsefe
Şükretmeyen kalp rahmeti keşfedemez; şükran dolu kalbi gün içerisinde bırakın, mıknatısın demiri bulduğu gibi, o da her saat, ilahi bir lütuf bulacaktır. Henry Ward Beecher
Felsefe
Afyon'da "Kudret" adlı yerel gazeteyi çıkarmakta olan Cüneyt Mollaoğlu, 1950 yılının Mayıs ayında bir trene binerek Eskişehir'e doğru yola çıkar. Cumhuriyet'in ilk yıllarından beri çalışan bir trenin kompartımanında, Cüneyt Bey'in yanına Kütahya Garı'nda bir kız çocuğu oturur. Cüneyt Bey cebinden gazetesini çıkarır, okumaya başlar.Kız çocuğunun gözü de gazete sayfalarındadır. Akrabası sinirlenerek dirseğiyle dürter, "evladım ayıptır başkasının gazetesi okunmaz, yapma etme.." Ama çocuk gazeteyi okumaya devam eder, üstelik bununla da kalmaz, Cüneyt Bey'e dönüp, "siz bitirdikten sonra gazetenizi ben okuyabilir miyim?" diye de sorar. Çocuğa refakat eden akrabası çok bozulur bu duruma, kızın kulağına eğilip, "sen ne terbiyesiz bir kızsın, tanımadığın bir adamın gazetesi alınır mı?" der. Konuşulanları duyan Cüneyt Bey gülümseyerek gazetesini çocuğa verir ve ardından "okumayı seviyor musun?" diye sorar. Tarlalar arasından akıp giden trende bir sohbet başlar, gazeteci ve kız çocuğu arasında. Cüneyt Bey anlar ki yol arkadaşı, okumayı çok seven, kitaplara ilgi duyan bir çocuktur. Sohbet esnasında çocuk ona masallar yazdığını söyler, bu daha da hoşuna gider Cüneyt Bey'in. "Peki" der, "yazdığın masallardan birini bana gönderir misin? Eğer uygun görürsem gazetede basarım. Ama masalını mutlaka daktiloyla yazıp göndermen gerekir." Bu sözler çok heyecanlandırır kız çocuğunu, masalının bir gazetede basıldığı düşüncesi günlerce süsler hayallerini.. Ama daktilo, ulaşılması zor bir araçtır o günlerde; her yerde bulunmaz, ancak devlet dairelerinde, okullarda vardır. Kız çocuğu, "nereden, nasıl daktilo bulacağım?" diye düşünürken bir gün Kütahya'da, adliye önünde çalışmakta olan arzuhalcileri görür. Arzuhalciler, okuma yazma bilmeyen insanların devlet dairelerindeki işlerine dilekçe
Edebiyat