Babayı veya anneyi sahipsiz, kimsesiz, korumasız bırakmak bir evlat için ne büyük vicdansızlıkti. (...) Üstelik Rasûlullah anne ve babanın hakkını o derece önemdeyip dururken.
Hak din Islam'a davet ediyordu. Allah'ın dininin yayılmas için hem kendisini himaye edecek güçlü kişilere, hem de çok sayıda inanmış kalplere ihtiyaç vardı.
Ve tebliğ Mekke'den taşmalıydı. Taşmalı, çağlamalį, akmalı, coşmalıydı. Mekke'den yapılabilecek olan yapılmış, hidayete erenler ermiş, geriye bir şirk, bir de üzüntü kalmıştı. Başka bir yerde, başka insanların da Islam'dan nasini olmalıydı. Ticaret yolları, kervanlar, kasabalar, şehirler, ülkeler... Yeryüzü genişti ve oralarda yaşayanlar Mekke'nin nasipsizleri kadar zalin olamazdı.