Roman okumaya yeni yeni ilgi duyduğum bu serüvene Anna Karenina ile başlamak epey zor bir seçim oldu benim için. Lev Tolstoy’un bu kitabı aşk,aile ilişkileri,din ve ahlak gibi önemli konuları ele alıyor.Kitap başlarda ne kadar sürükleyici gitse de bir yerden sonra Anna’nın tükenmişliğinin bana da bulaştığını hissettim ve bu biraz ara vermeme sebep oldu.Yine de kitabı bitirmeseydim eksik kalır pişman olurdum.Bu yüzden Rus edebiyatına merak saran herkesin mutlaka okumasını tavsiye ederim.
Ben bu eseri okurken ana karakterlerden çok Levin ve Kitiye hatta Anna’nın kocası Karenine sempati duydum.
Karenin işinde iyi olan,çocuğunu eğiten,dinine düşkün bir aile babası. ihanete uğramasına rağmen ”Senin duygularına bütün ayrıntısıyla girme hakkına sahip değilim,senin duyguların senin vicdanını ilgilendiren bir meseledir”diyerek Anna’ya bir şans daha verir,ama Anna bunu değerlendiremez.
Levin ve Kitinin aşkı benim hep daha çok içimi ısıttı.Zaten kitabı okuduğum süreç boyunca Kiti ve Anna’yı kıyaslarken buluyordum kendimi.Kitiye saflığı,masumluğu,çocuksu halleri o kadar yakışıyordu ki,daha çok sempati besledim bu karaktere.Levin ise Kitinin tanıdığı sosyete adamlarına benzememesiyle cezbetti onu,tek isteği iyi bir aile kurmak yalnızlığından kurtulmaktı.
Vronskiy bana Aşk-ı Memnu eserindeki Behlül karakterini anımsattı,aşkına yeterince sahip çıkmadı,hem vardı hem yoktu.Anna’yı bir başkasına aitken sevdi,sosyetede ki ağırlığı ve güzelliğiyle beğendi.Ele geçirince onu mutlu edemedi,eski halinden eser kalmayınca da aşkı ve tutkusu söndü.Anna Vronskiy için oğlundan vazgeçti ama o pek bir fedakarlıkta bulunmadı,genel olarak sorumluluk almak,kısıtlanmak istemeyen bir adamdı.
Ve Anna…
Anna’yla ilgili ne düşünmem gerektiğini uzun süre anlayamadım,sürekli bi çelişki içindeydim.Okudukça