İnsanları düzeltirsem düzelirler deme
Evvela
Kendim düzelirsem insanlar düzelirler de..
Bir çok insan kişilerin işine karışmayı din adı altında istismar edebiliyor
Elbetteki Nehy-i anil münker hepimizin Üzerine bir vazifedir.
Fakat üzerimize her vakit farz olan namaz dahi yolcu olmak gibi çeşitli durumlarda kısaltılıp veyahut uzatılabiliyor.
Tebliğ metodlarında da bu şekilde hâl, durum, muhatap ve konuya binaen değişiklik arz etmesi gerekiyor.
Etrafımızda bir çok vaizin olması veyahut herkesin psikolog gibi nâsih olduğu bu çağda
halen bu kadar sapkınlığa yatkın bir güruh içerisinde bulunmak bazı adımların yanlış atıldığını gösteriyor.
Bu yanlış adımlardan biri de nasihat füruşluk yani söylediğini öğütlediğini yapmama hastalığı.
Veli zaatların çok dikkat ettikleri bu hususa bir kıssa ile örnek verelim
Bir kadın, çocuğunun çok bal yediğini ve bunun ona zarar verdiğini düşünür. Çocuğunu alıp büyük bir veli zatın yanına götürür. Bu zat genellikle Ahmed er-Rifâî veya Abdülkadir Geylânî olarak anlatılır (rivayetler farklıdır).
Kadın der ki: “Efendim, bu çocuğa söyleyin de bal yemesin.”
Veli zat kadına şöyle der: “Bir hafta sonra gelin.”
Kadın şaşırır ama gider, bir hafta sonra tekrar gelir. Bu sefer veli zat çocuğa döner ve: “Evladım, çok bal yeme, sana zarar verir.” der.
Kadın dayanamaz sorar: “Efendim, bunu geçen hafta da söyleyebilirdiniz. Neden bizi beklettiniz?”
Veli zat şu ibretli cevabı verir: “Geçen hafta ben de bal yiyordum. Kendim yapmadığım bir şeyi başkasına nasıl söyleyebilirdim?”
Bu hakikate sahabelerin vâkıf olduğunu abdullah ibn Masud şöyle der:
“Bizden biri on ayet öğrendiğinde, onların manasını anlamadan ve gereğini yerine getirmeden diğer on ayete geçmezdi.”
Ve bu hakîkatin gözle görülür örneği Mekke fethinin sonrasıdır.
Peygamberimiz sav. yaklaşık