"Allah'tan başka varlıklara yalvarıp sığınan kimselere sövmeyin ki, onlar da kin ve cehaletlerinden dolayı Allah'a sövmesinler."
(En'âm 108)
Biraz önce maç izlerken gs li bir arkadaşım ile bir tartışma yaşadık daha doğrusu karşı taraftaki arkadaşım takım gol yiyor diye çok sinirlendi ve benim yaptığım espriye bile sinirlenip ciddi anlamda kalp kıracak yanlış cümleler kullandı.
Şaşırdım bir insan üzerine futbol için sinirlenip yürümek, onun şahsına karşı argo kelimeler kullanmak ne acip.
Futbol için bir insana argo kelime kullanmak için futbolu bir insandan daha üstün görmek gerek.
Hangi metâdan, maldan, sebepten ötürü insan kalbi kırılıyor ise o kırdığımız sebebi Beytullahtan üstün görmek gerek çünkü kalp Cenâb-ı hakkın tek sığdığım yerdir dediği en kutsal mekandır.
İnsan kalbi o kadar ehemmiyetlidir ki Peygamberimizin sav hiç bir zaman yanındakilere bağırmadığı bilinmektedir, yeni aldığı elbiseyi isteyen kişiye kalbi kırılmasın diye elbisesini hediye etmiştir hatta kuşu ölen çocuğu kalbi müteessir olduğu için ziyaret etmiştir hatta müşrikler bile Peygamberimizi evinden, vatanından, öz yurdundan kovmasına rağmen Kalp kırmamıştır. Çünkü evini bir kalpten daha mühim görmüyordu (tabi kalp kırmamak demek bize ne yapılırsa yapılsın, direnmemek karşılık vermemek demek değil bazı durumlarda usulunce karşılık vermek demektir)
Gönül ehli Bizim Yûnus ise beytullah olan kalbi şöyle tarif eder
"Eğer gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün komaz değil"
İnsanlar bazı şeyleri tapar gibi seviyorlar. Sevdiği şeylerden dolayı kalp kırmak aslında Allahın evini yıkmak gibidir.
Seçim bizim,
Beytullahı yıkmak mı?
Yoksa sevdiklerimizi/taptıklarımızı gözden geçirmek mi?
ای سرسم نفسم!
عجبا شو وظیفۀ عبودیت نتیجەسزمیدر؟
اجرتی آزمیدركە، سڭا اوصانچ ویرییور؟
Ey sersem nefsim!
Acaba şu vazîfe-i ubûdiyet neticesiz midir?
Ücreti az mıdır ki, sana usanç veriyor?
Bu gün çevre yolunda araç sürerken topallayarak karşı şeride geçmek isteyen bir amcamızı gördüm ardından bir saat sonra görme engelli bir dedemizin de yaya geçidinden geçerken elinde sopa ile karşıya zor bela geçmeye çalıştığını müşahede ettim.
Tüm bu olayları aklımdan yeni aldığım bilgisayarın taksitlerini nasıl bitireceğim diye kendimce dertlenirken yaşandı.
Fakat o an yaşamadığımı anladım. Yaşamanın özünde elindekilerin değerini bilmek olduğunu eksikliklerimde, yetersizliklerimde, başkaları ile kıyaslarımda, neşemi, değerimi kefenlediğimi gördüm.
Bir çift göz ve bir çift ayağın yokluğunu tefekkür etmekten engellemişti beni gafletim.
Belkide benim imtihanım da tam olarak buydu.
Varlık içinde var olabilmek
Asıl olanın hakka vasıl olmak olduğunu kaybetmemek
Elindeki elinin emeği ile değil lütuf ile bahş edildiğini bilmek makamında
Ve bu şuur ile şükre râm olmak
İşte o iki amcamız bana
Varlığın hakka vasıl olmak için
Yokluğun ise varlığın aslına vasıl olmak için yaratıldığını, fehm ettirdi..