Kötü insanlar da bir araya geliyordu. Bütün mezheplerin, dinlerin öteki dünyayla yetinmediğini, yalnız Allah’a varmak düşüncesinden tatmin olmadıklarını sezer gibi oldum. Başkalarından üstün olduklarını hissetmek, onlardan farklı yerlere vardıklarını elle tutulur bir biçimde görmek için kurbanlar seçtiklerini gördüm. En zavallı insanlardan kurbanlar buluyorlardı. Ne Dünya’nın ne ahiretin farkında olmayan ve bir ekmek parası için ezilmişliklerini satan insanlardan yararlanıyorlardı. Onları kötü ruh sayarak cezalandırıyorlardı. Neden kurban edildiklerini bilmeyenleri kötülüğün yeryüzündeki temsilcileri olarak görüyorlardı. Irmak kıyılarında, karanlık mağaraların serinliğinde parçalıyorlardı onları. Sakatlar, deliler ve ne yaptıklarını bilmeyenler fakir ailelerine birkaç kuruş sağlamak için yerlerde sürükleniyordu.
Önce tarikatlara baktım. Bunlar can sıkıcı yollar bulmuşlardı. Bütün dertleri Allah’a varmaktı. Ruh temizliği, nefsin kötülüklerinden kurtulmak, Allah’a varmak, O’nun yüzünü şurada burada görmek için belirsiz amaçları, elle tutulması güç metotlarla gerçekleştirmek için gereksiz yorgunluklara katlanmışlardı. Hepsinin de birbiriyle ilgisi vardı. İşin aslı anlaşılmıyordu. Yüzyıllardır bu kadar insan saçlarını kesip kesmemek, ya da belirli günlerde su içmemek için mi bir araya gelmişlerdi. Sonra kötülük neredeydi, kötülük? Görünüşte hep sevgi, ahlak, güzellik sözleri vardı ama bir yerde kötülük olmalıydı. Gizlilikten bir kötülük doğmalıydı. Sonra bunların neden araları açılmıştı peki? Allah’a giden yolda kaç basamak olduğunda mı? Tarikatlardan hemen ümidimi kestim. Mezhepler de dinin şubeleriydi.