“Bu yargılamalardan payını alan bir başka parçamız daha vardır. Bu parçamıza Kurban denilir. Kurban, suçlamayı, suçluluk duygusunu ve utancı taşımak zorundadır. Bu parçamız şöyle der: “Zavallı ben. Yeterince iyi değilim, yeterince zeki değilim, yeterince güzel değilim, sevgiye layık değilim, zavallı ben.” Büyük Yargıç buna katılır ve yanıt verir: “Evet, yeterince iyi değilsin.” Ve tüm bunlar asla kendi başımıza inanmayı seçmediğimiz inanç sistemine dayanır. Bu inançlar öylesine güçlüdür ki, yıllar sonra bile, yeni kavramlarla karşılaşıp, kendi kararlarımızı kendimiz vermeye çalıştığımızda bile, yine de bu inançların yaşamımızı kontrol ettiğini görürüz.”
“O herkesi çok iyi anlayabiliyordu ama hiç kimse onu anlayamıyordu. Onun Tanrı’nın yeryüzündeki Kendisi olduğuna inandılar... Bunu işittiğinde güldü ve şöyle dedi: “Doğru, Ben Tanrıyım. Ama siz de Tanrısınız. Siz ve ben aynıyız. Hepimiz ışığın yansımalarıyız. Hepimiz Tanrıyız.” Yine de insanlar onu anlamadı.
Kendisinin, tüm diğer insanların bir aynası olduğunu da keşfetti. İnsanlar, kendisini görebileceği bir aynaydı; “Herkes bir aynadır” dedi. Herkeste kendisini gördü ama hiç kimse onu kendileri gibi görmedi.”
“Yıldızlardan oluştuğu halde bu yıldızlar olmadığını da fark etti. “Ben yıldızların arasında olanım” dedi. Yıldızlara tonal, yıldızların arasındaki ışığa da nagual adını verdi. İkisinin arasındaki alanı ve uyumu yaratanın Yaşam ya da Tasarlayan olduğunu anladı. Hayat olmaksızın, tonal ve nagual da varolamazdı. Yaşam Mutlak Olan’ın her şeyi yaratan Yaratıcı’nın gücüdür.
Ve şunu keşfetti: Varolan her şey, tanrı dediğimiz tek Olan canlının, değişik ifadeleridir. Her şey Tanrıdır. İnsanın algılaması, ışığın ışığı algılamasından başka bir şey değildir. Maddenin bir ayna olduğunu da gördü. Her şey, ışığı yansıtan ve bu ışıkla görüntüler yaratan bir aynadır. İllüzyon dünyası, Rüya kendimizi olduğumuz gibi görmeyi engelleyen bir duman gibidir. “Gerçek biz, saf sevgi, saf ışığız” dedi.”