Lider yalanlar söyleyerek yönettiğini sanıyor, halk uyduğu bütün kanunların kendi iyiliği için konduğuna inanıyor, ülkedeki tek yayın organı olan radyonun spikeri de her şeyi görüyor, ancak deli taklidi yapıyordu!
Altıya bölünmüş ekranımdaki altı kameradan izlediğim görüntülerde beni ilgilendiren tek şey, yarım saat öncesine kadar sahip oldukları huzurun, politika tarafından sikilip atılmış olmasıydı. Ne de olsa politika, insan bedenine giren yabancı bir madde gibiydi. Platin bir çubuk kadar yapaydı. Toplumdaki işbölümünün doğal olarak gelişmesinin önündeki en büyük engeldi. İnsan doğasına aykırıydı. Ama zaten insan da doğaya aykırıydı. Dolayısıyla yapılabilecek bir şey yoktu.
Gerçek hayattakilerin hiçbir şeyden haberi yoktu. Özellikle de bir kafeste yaşadıklarından! Haritalara baktıklarında sade çizgiler görüyorlardı. Kırmızı sınır çizgileri. Hatta, bir kafes olduğunu fark edemedikleri kafeslerinin sınırlarına o kadar aşıklardı ki bu kırmızı çizgileri korumak için ölür, dirilir, sonra da yeniden ölebilirlerdi. Vatandaşlık bağıyla kendilerini boyunlarından demirlerine astıkları o kafesi korumak, bir onur meselesiydi. Belki de haklılardı. Ne de olsa, insanoğlunun onur meselesi haline getirebileceği pek bir şeyi de kalmamıştı. Örneğin, kaynakların adil paylaşımı gibi bir kavramı onur meselesi yapamazdı. Asla ortaya çıkıp, ‘’Ya bu dünyada tek bir aç bile kalmayacak ya da kendimi öldürürüm! Böylesine şerefsiz bir hayata dayanamam!’’ diyemezdi. Hele çocuklarla ilgili hiçbir şeyi onur meselesi yapamazdı. ‘’Baktım, çocuk çalıştırıyor, ben de çektim vurdum patronu, hakim bey! Bizim oralarda namus meselesidir!’’ demiş ya da diyebilecek herhangi biri var mıydı bu dünyada? Ya da, vurulan kişinin çocuk çalıştırıyor olmasını ağır tahrikten sayıp, katilin cezasında indirim öngörecek herhangi bir kanun? Dolayısıyla, onur meselelerinin bile gerçekçi bir tarafı olması gerekiyordu. Örneğin, kadınlar ve bekaretleriyle ilgili olması çok daha mantıklıydı! İşte bu, gerçekçi bir onur meselesiydi! Ya da bir kan davası! Ya da inandığı dinin tartışılması! Ya da ahlakının eleştirilmesi! ya da içinde yaşadığı kafesin sınırlarıyla oynanması! Bunlar çok daha mantıklı konulardı ve sürdülebilir ekonomiye zerre kadar zararları yoktu. Dolayısıyla, insanlık tarihi denilen ve içinde birikmekte olan metan gazıyla üçüncü dünya savaşının ilk patlamasının gerçekleşeceği çöplük, artık onur meselesi yapılamayacak konularla doluydu. Her ne kadar, dünya haritasındaki sınır çizgileri