Bütün bunlar, daha geniş bir konuyla ilgiliydi: İnsanın içindeki yönetme isteğiyle. Diğer insanlar üzerinde hüküm sürme ya da herhangi boyuttaki herhangi bir otoriteye dönüşme isteğiyle ilgili... Neden, bazı insanlarda bu istek gölgesinden bile hafifken, diğerlerinde bin damar çatlatacak kadar ağırdı? Nasıl oluyordu da, bazı insanlar geri kalan herkesi yönetmedikleri sürece kendilerini zavallı bir orospu çocuğu gibi hissediyorlardı? Otoriterlik bir virüs müydü? Ortaya çıkması için, toplumun bağışıklık sisteminin çökmesi mi gerekiyordu? Yöneticilik, bağımlılık yapar mıydı? Eğer öyleyse, bu uyuşturucunun torbacısı kimdi, gramı kaça gidiyordu ve aynı etkiyi yakalayabilmek için her defasında dozunu artırmak şart mıydı?
Lider Ender Güneş’in Dünya etrafında döndüğünü söylese bile kimse aksini iddia etmeyecekti. Çünkü bir başkasının güç tekelini kabullenmenin ilk şartı inkârdı. Kişinin, kendisini ve gerçekleri inkârı. Özellikle de liderinin eksikliklerinin inkârı. Dolayısıyla, Ender’in bir salak olarak saygı görmesinin ve yüzüne karşı bir salak olduğu söylenmeden yaşayabilmesinin tek yolu, böceksi çevresindeki tek otorite olmasına bağlıydı.
Büyük ihtimalle, politik nedenlerle ülkesini terk edenlerden biriydi. Çünkü özellikle onların gözlükleri kırık olurdu. Karşılarına çıkmış her polis bir yolunu bulup o gözlükleri kırabildiği için! Daha fazla kitap okumasınlar, diye.
“Randevuyla mı geldin dünyaya, amına koyayım! Ne randevusu! Ne geç kalması! Ne erkeni! Varsa bir yolun, yürü! Yoksa da otur, öyle dur! Bilir misin lotus çiçeğini?”
“Sadece ölmekten korkanlar randevu alır.” derdi. “Sadece onlar, randevuyla gidilen amaçlara sahiptir. 4 yıl sonra mutlaka mezun olur, 6 yıl sonra bir işe girmezse delirir, 10 yıl sonra bir yolunu bulup ev alır, 50 yıl sonra da en fazla on farklı ölümden biriyle hayatı terk eder!”