Her şeyi olduğu gibi yaşamak yeterli oluyordu. Öyle yaşadığı sürece de, kendisinin varlığını daha güçlü hissederdi. Doğal olarak öyleydi. Fakat bir zaman gelmiş her şey değişmişti. Yaşadıkça, varlığı anlamını yitirmeye başlamıştı. Düşündükçe tuhafına gidiyordu. İnsan yaşamak için doğuyordu ne de olsa. Öyle olduğu halde, yaşadıkça yaşadığı ölçüde içinin boşaltıldığını, bomboş bir insan haline getirildiğini hissedebiliyordu.
İnsan kendisinin eksik bir parçasını bulmak umuduyla aşık olur. O yüzden de, aşık olduğu insanı düşünürken, kişisine göre değişmekle birlikte, az ya da çok hüzünlenir.