Kitabın genel hatları ile incelemeye başlarsak Gabriel Garcia Marquez bu konuda kesinlikle başarılı bir yazar denilebilir. Kitabı dördüncüye okuduğumu da göz önünde tutarak bu yorumları yapıyorum çünkü “Kolera Günlerinde Aşk” günümüzdeki okuduğum birçok eserin aksine mükemmeliyetçilikten uzak çevrenin, dönemin koşullarını ayrıntılı bir şekilde önümüze sermektedir. Mükemmeliyetçilikten kastım kusursuz bir aşk, bu kusursuz aşkın geçtiği ortamların hepsi sanki bir peri masalındaymışçasına abartılı süslü anlatımlarla gerçeklikten uzaklaştırılmış oluyor. Ancak bu kitapta kolera salgının olduğu ortamın gerçekliği (farelerin limanın kıyılarında ve Pazar yerlerinde cirit atması, insanların kafalarından bitlerini ayıklaması, lağımların açık olmasından dolayı salgının yayılması ve pis bir kokunun şehre hakim olması…) öyle ayrıntılara yer verilerek anlatılıyor ki bir çoğumuzun hiç gitmediği Kolombiya’nın sokaklarını o dönemi gözlerinin önündeymişçesine canlandırma imkanı veriyor. Duyulara ağırlık veren bu betimlemelerin gerçekliği hayatımızın salt gerçeklerini yüzüme vuruyor. Bu sebepten bile kesinlikle okunmalı diyebileceğim bir kitap, o çiğnenip ardından yakılan puronun ve zencinin kokusunu alacağınıza kesinlikle eminim. Ah pardon melezin.
Kitabın konusuna gelecek olursak ilk başlarda Fermina Daza’nın ve Florentino Ariza’nın aşkı ile can bulmaktadır. Ardından Fermina Daza’nın Florentino Ariza’dan ayrılıp Doktor Juvenal Urbino ile evlenmesini sonucunda Florentino Ariza’nın bekleyişini konu alan bir kitaptır. Burada karşılaştığım bazı inceleme yazılarında Florentino Ariza’nın aşkının gerçek aşk olmadığı yönünde yorumlar yapılmış. Birden fazla kişi ile birlikte olup aynı kişiye aşığım diyemezsin. Günümüzün koşullarında değerlendirmek bu düşünceyi ne kadar doğru