Allah’a sığınan gönül ..
Hayatta herkesin bir dayanağa ihtiyacı vardır. Kimi servetine güvenir, kimi makamına, kimi dostlarına, kimi de sadece Rabbine… Ama bir hakikat vardır ki; koruyanı, kayıranı, kollayanı Allah olanın sırtı asla yere gelmez. Çünkü o, tüm kapılar kapansa bile Allah’ın kapısının açık olduğuna inanır. Herkes terk etse bile Allah’ın kulunu asla terk etmeyeceğini bilir. Ve işte bu inanç, insana öyle bir huzur verir ki; ne dünyada ne ahirette gam kalır gönlünde.
Dünya bir imtihan yurdu, bir geçiş yeridir. Bazen rüzgâr arkamızdan eser, bazen yüzümüze çarpar. Bazen omuzlarımıza yük biner, bazen kalbimize hüzün çöker. Ama kul bilir ki, Allah dilemedikçe hiçbir yaprak kıpırdamaz. Allah murat etmedikçe bir diken bile batmaz. Bu tevekkül, insanı dünyadaki en büyük zenginlikten daha çok huzura erdirir.
Bir kul düşünün ki sabah gözünü açarken “Bugün de Allah’a emanetim” diyerek güne başlıyor. Gece yastığa başını koyarken “Rabbim beni korur, beni gözetir” diyerek gözlerini yumuyor. Böylesi bir güven, hangi sarsıntıya yenilir ki? Hangi korku bu sığınakta barınabilir ki?
İnsan bazen kendini çok yalnız hisseder. Kalabalıklar içinde bile yapayalnız kalabilir. Ama Allah ile beraber olan hiç yalnız değildir. O, kulunu annesinden daha merhametli sever. Bir adı “el-Hafîz”dir, yani koruyandır. Bir adı “el-Vekîl”dir, yani işleri üzerine alan. O’nun kudreti, rahmeti, hikmeti sonsuzdur. O halde O’na dayanmak, O’na güvenmek, O’na sığınmak varken başka kimden medet umarız ki?
Kalp, Allah’a yaslandığında dinginleşir. Göz, Allah’a bakan bir kalple bakınca berraklaşır. Ayaklar O’nun rızasıyla yürüyünce sabit olur. Eller O’nun uğrunda uzanınca bereket bulur. Ve hayat, Allah’a emanet edilince anlam kazanır. Artık ne dünya korkutur insanı ne ölüm; ne ayrılık acı verir ne de fani