Muhammed Yıldız

Muhammed Yıldız
"İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez, Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez"
“Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Rabbim! Benim kalbimi de dînin üzere sâbit kıl.” (Tirmizî, Deavât, 89)
Lisans
Manisa
Manisa, 1995
70 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
Buna karşın modernitenin, totaliter ideolojileri, sömürgeciliği ve soykırımı beraberinde getirmesi ve 20. yüzyılı dünya tarihinin en kanlı yüzyılı yapması da saklanmaktadır. Böylece dünyanın geri kalanının Orta Çağlaştırılmasının, küresel modernite üzerinde Batı'nın yorum egemenliğini sürdürmek için emperyalist bir strateji olduğu ortaya çıkmaktadır.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İçimden dedim, ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi Nedir alnımızdan öpmek için izimizi süren Kalmış mıdır kalesi düşmüş bir şehrin cazibesi Nedir yalnız bize yakışan bu serüven
İrfan ve marifet, insanın ruhunda gerçekleşmiş bilgi ve idrak demektir. Buradan beslenen varlık tasavvuru ve medeniyet anlayışı, bizi yüksek ve estetik bir idrak düzeyine taşır ve sıradan aklın dikotomilerini aşmamızı sağlar.
"Batının kültürü var, bizim ise irfanımız. İrfan insanoğlunun has bahçesi; ayırmaz, birleştirir. Bu bahçede kinler susar, duvarlar yıkılır, anlaşmazlıklar sona erer. İrfan kendini tanımakla başlar. Kendini tanımak için ön yargıların köleliğinden kurtulmak gerekir. İrfan, nefs terbiyesi, olgunluluğa açılan kapı, amelle taçlanan ilim. Kültür, irfana göre katı ve fakir. İrfan insanı insan yapan vasıfların bütünü, yani hem ilim hem iman ve hem de edep. Batı kültürün vatanı, Doğu irfanın. Ne Batı'yı tanıyoruz ne Doğu'yu; en az tanıdığımız ise kendimiz."
Cemil Meriç, Kültürden İrfana, İnsan Yayınları, 1986 s.11
Âdem olarak insan, sonlu ve fânî bir dünyada sonsuz ve bakî olan hakikate kement atmış kişidir. Onun dünyada kurduğu yaşam alanı (habitat), herhangi bir yer yahut mekân değil, insanlığını gerçekleştirdiği varlık mertebesidir. Kültür, sanat, bilim, estetik, şehir hayatı, medeniyet ve bunların beslediği zevk-i selîm ve letafet duygusu, bu var olma biçimini beslediği oranda anlamlı ve değerlidir. Bu manada beşeriyetten insaniyete geçiş ve insanlığımızı âdem mertebesinde yaşamak, yatay bir evrim süreci değil, dikey bir tekâmül halini ifade eder. Bu idrak düzeyinde tarih, arkamızda değil, ayaklarımızın altındadır.