Bu kadar çalıştık, yoksulluk, açlık ve hastalıktan başka ne gördük? Her şey bize karşı. Her gün biraz daha çok çalışmayla eziliyor, açlık ve soğuktan kırılıyor, çamur ve yalana batıyoruz. Ve onlar, bizim döktüğümüz alın terinin ürünlerini, oturdukları yerde ziftleniyorlar!.. Sadık köpekler olalım diye, bizi cehalet içinde bırakıyorlar, bir şey bildiğimiz yok ve iliklerimize işlemiş bir korkaklık içinde sinmişiz. Yaşamımız bir gece, kapkaranlık bir gece! Korkunç bir karabasan. Doğru değil mi?
"- Her yana gitmek ve bunca şey görmek ne güzel, dedi. Yaşamın nasıl bir düzene sokulduğunu anlıyor insan. Halk uçurumlara itiliyor, hakaretler içinde debeleniyor ve kendi kendine: <<<Neden beni kenara atıyorlar,>> diye sorup duruyor. <<Her şey bunca bolken, beni neden aç bırakıyorlar? Aydınlatmak mümkünken neden bilgisizlik içinde bırakıyorlar. Zengin yoksul ayrımı bilmeyen, bütün insanları sevgili çocukları sayan rahim Tanrı, nerede peki.» Halk bu yüzden, duruma karşı yavaş yavaş ayaklanıyor... Hissediyor ki, kendi işini kendi ele almazsa adaletsizlikler içinde yok olup gidecek."
Ribin, parmağını masaya vurarak:
-Öyledir, dedi. Tanrı'yı bile değiştirdiler. Düşmanlarımız her şeyi aleyhimize çeviriyorlar. Ana! Düşün ki, Tanrı insanları kendisi gibi yaratmış. Demek ki, o da insanlara benziyor. Peki, biz... Biz Tanrı'ya değil, benzesek benzesek, vahşi hayvanlara benziyoruz. Kilise onun yerine bir korkuluk çıkarıyor karşımıza. Tanrı'yı değiştirmek, arıtmak gerekir, ana! Onu, yalanlarla yapay şeylerle bezemişler. Ruhlarımızı öldürmek için, onun özünü keyiflerine göre değiştirmişler.