Tavsiyemdir, mutlaka dinleyiniz
Sen benim gözümde bir hiçsin artık,
Nefretim aşkımı aştı bu gece
Bugün ki sözlerin söz müydü artık
Son sözün sabrımı aştı bu geceKolayca bitsin bu diyemedin de
Salladın savurdun basiretsizce
Hiç mi ders almadın onca gezdik de
Yağmurun rahmeti aştı bu geceYürümeyen neydi,ilişkimiz mi?
Günüm sensiz bomboş deyişimiz mi?
Sensiz yaşayamam çelişkimiz mi?
Yalanın doğrunu aştı bu geceEvlenmek hayali kapımda idi
Giriş kat evimin boyası yeni
Mobilyan,takımın, alınmış idi
Vuslatım tadını aştı bu geceYemedim yedirdim ne varsa sana
Üç kuruşum olsa verirdim daha
Memurdum yoksuldum hatırlasana
Hafızam haddini aştı bu geceAyakların donmuş,üşümüştün de
Gece yatamamış üzülmüştüm de
Bir ay oruç tutup yememiştim de
O çizmen boyunu aştı bu geceYapılan söylenmez, gelmezmiş dile
Allahtan beklenir kul bilmese de
Kızgınlığım buna, sebep ise de
Sabrım miadını aştı bu geceOnca gez toz benle,seviyorum de
Sonra git nişanlan bir de ona de
Şerefsizlik değil, nedir bu söyle
Küfrüm edebimi aştı bu geceSana son bir sözüm, nasihatım var
Aldığım ahlakla bir terbiyem var
Seni doğurana ana deyip geçmek var
Saygım adabımı tuttu bu gece
Gönlümün romanı bitti bu gece
Hangisine yansam şimdi gün gece
Ömrümden beş yıl gitti bu gece

josephine, Veronika Ölmek İstiyor'u inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · 10/10 puan

Son günlerde okuduğum en iyi kitaptı. Bazı kitapları doğru zamanda ve gereken ruh hali içinde okursanız o kitap size çok etkikeyici gelir. Bu kitap da onlardan biri.Eğer hayatın tek düzeliğinden bıkmışsanız ve her şeyin artık gereksiz bir rutine bağlandığını yaşamın çok da büyütülecek bir şey olmadığını düşünüyorsanız bu kitap sizi içinde bulunduğunuz ruh halinden çıkarıyor. Çünkü kitapta adı geçen Veronika da tam da bundan muzdarip ve geleceğinin tamamen sıkıcı ve öngörülebilir olacağını düşünerek yüksek dozda ilaç alarak hastaneye kaldırılıyor.Geriye kalan ömrünün sadece bir hafta olduğunu öğreniyor.Akıl hastanesine yatan Veronika ne kadar ana karakter gibi gözükse de hastanede yatan her hastanın yaşam öyküsü ayrı bir kitap olacak kadar ilginç.Şizofren Eduardo panik ataklar geçiren Mari depresyonda olan Zedka(ki benim en sevdiğim karakterdi)... Delilerin aslında deli olmadığını sadece azınlıkta kalmış anlaşılamayan insanlar olduğunu anlıyoruz.Kitapta da söylendiği gibi herkes içindeki deliliğin biraz farkına varsaydı dünya daha yaşanılabilir bir yer olurdu.

miray, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

'' Elbet bir bildiği var bu çocukların. Yoksa, kolay değil öyle genç yaşta ölmek! ''

Ana, Maksim GorkiAna, Maksim Gorki
*Gonca*, İntibah'ı inceledi.
 6 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Türk filmi tadında... :)
Edebiyatımızın ilk edebi romanı olan İntibah, aynı zamanda Namık Kemal'in ilk eseridir. Kitapta Namık Kemal'in dış dünya betimlemelerini ve farklı karakterleri bir araya getirerek yaptığı çözümlemeleri göreceksiniz. Kitabın ilk sayfalarında Çamlıca Tepesi'ne çıkacak, güneşin batışını izleyecek, İstanbul'un en güzel haline tanık olacaksınız. Kitabın ana kahramanı, aile terbiyesi ile yetişmiş olan Ali Bey ile onun tam tersi bir hayat yaşayan Mahpeyker arasında gelişen olaylar güçlü bir dille anlatılıyor. Farklı yaşam şekillerinin bir araya gelmesiyle oluşabilecek ahlaki problemler, masum insanlara iftira atılması ve bunun hazin sonuçları... Okuyun!:)

Bay'ım siz aşk'ı ne zannetmiştiniz
Gözünüze hoş gelen hanım'a kucaklar dolusu süslü kelimler söyleyip ,yüzlerce binlerce vaadlerde bulunup ,elde ettikten sonrada diğer bayanlarla devam edilen bir şey mi?
Aklınızın ermesi için, ana sınıfından başlayın önce hayata , sonra aşk' a ...
Pelin

Bedran Şaş, bir alıntı ekledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Sus, kimseler duymasın
Duymasın, ölürüm ha.
...
Bir daha hangi ana doğurur bizi

Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed ArifHasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif

Bilimsel Keşifler
BİLİMSEL KEŞİFLER VE RASTLANTI

Bilimler tarihindeki keşiflerden birçoğunun şans veya rastlantı eseri olduğu ileri sürülür. Gerçekten keşiflerde rastlantının önemli bir rolü olduğundan söz edilebilir mi?

Bazı önemli bilimsel keşifler gerçekten de kaşiflerin, varlıklarına düşünsel olarak hiç hazır olmadıkları bir ortamda, beklenmedik bir olguya rastlamalarıyla başlamış ve gerçekleşmiştir.

Bu tür bir keşfe örnek olarak, Danimarkalı fizikçi Oersted’in (1777-1851), bir telin içinden geçen elektrik akımının, telin çevresinde bir magnetik alan yarattığını fark etmesini gösterebiliriz. Oersted 1819 yılında, öğrencilerine elektrik akımından ısı elde edilişini göstermek amacıyla volta piliyle deney yaparken, kullandığı elektrik devresinin açılma ve kapanma anlarında, yakındaki bir pusulanın ibresinde sapmalar olduğunu görmüştü. Bunu gören Oersted, elektrik akımı ile magnetik alan arasında ilişki olabileceğini düşündü. İlk kez onun fark ettiği bu olguyla, elektromagnetizma teorisinin ve pratiğinin muazzam yolu açıldı.

Peki rastlantı bu keşfin neresindeydi?

Elbette pusulanın o an için deney masasında bulunuyor olması, bir rastlantıydı. Belki Oersted’in deney sırasında pusulanın ibresindeki hareketliliği fark etmiş olmasında da bir rastlantının varlığından söz edebiliriz. Ama işte hepsi bu kadar. Diğer bütün koşullar keşif için hazırdı. Bu deney öncesinde, söz konusu bilimsel keşif için gerekli maddi koşullar uygun (olgunlaşmış) durumdaydı. Pusula icat edilmişti, elektrik kaynağı pil şeklinde de olsa vardı ve bunlar bir laboratuvar ortamında doğal olarak bir araya getirilmişti, sadece Oersted’in o ana kadar elektrik ile magnetizma arasında ilişki olabileceğine dair bir düşüncesi bulunmuyordu.

Şimdi sözünü edeceğimiz örnekte ise durum farklıdır.

19. yüzyılın sonlarında, ABD’li kimyacı William F.Hillebrand (1853-1925), o sıralarda yeni geliştirilmiş olan spektroskop aygıtından yararlanarak çeşitli gaz analizleri yapıyordu. Bu aygıtın temel çalışma ilkesi, her farklı maddenin, molekülleri ısı, elektrik vb. uygulanarak titreştirildiklerinde kendilerine özgü bir ışık spektrumu yaydıkları ilkesidir. Hillebrand, bu aygıtla yaptığı çeşitli deneylerin sonucunda elde ettiği spektrumları inceleyerek uranyum zengini bir mineral olan uraninitten ayrıştırdığı bir gazın azot (N) olduğunu ileri sürdü. Fakat ayrıştırdığı gazın tayfı, farklı basınç altında değişkenlik gösteriyordu, azotun tayfından farklı çizgiler de gözleniyordu. Hillebrand bunun üzerinde çok durmadı fakat bulgularını makalelerinde paylaştı*.

Bu sıralarda İngiliz fizikçi Lord Rayleigh (John William Strutt, 1842-1919), gazların yoğunluğunu ölçmek üzere yaptığı araştırmaları sırasında, havadan elde edilen “azot”un, başka kaynaklardan, örneğin amonyaktan (NH3) elde edilen azottan daha yoğun olduğunu fark etti. Lord Rayleigh defalarca tekrarladığı deneylerle, deneysel hatadan kaynaklanmadığından emin olduğu oldukça küçük farkın peşini bırakmadı. (Burada bir rastlantıdan söz edilebilir mi?). Bu fark havadaki başka bir elementin varlığına işaret ediyordu. Meslektaşı William Ramsay (1852-1916) ile birlikte 1895’te başka hiçbir elementle etkileşime girmeyen bu yeni elementin, yani Argon’un keşfini duyurdular. Lord Rayleigh hem gazların yoğunluğunu ölçmek için yaptığı çalışmalar için hem de Argon’un keşfi için 1904 Nobel Fizik Ödülü’nü aldı.

Argon’un keşfinden sonra Ramsay, Argon’un öteki kaynaklarını araştırmaya yöneldi. Dikkatini Hillebrand’ın makalelerine (Onun 1890’dan sonra yayınlanan makalelerine, özellikle de 1894 tarihli makalesine* ve uranititin başka bir çeşidi olan cleveite (kleyevit)’e çevirdi. Cleveite’ten elde ettiği gazın Argon’un varlığını gösterip göstermediğini anlamak için yaptığı hassas deneyler ve ölçmeler sonucunda, ayrıştırdığı gazda Hidrojen ve Argon’un yanı sıra daha önce yalnızca Güneş tayfında izlenen Helyum’un da varlığını saptadı (1895). Hillebrand’ın fazla önemsemediği farklılıklar (çünkü o bilinmeyen bir gazın arayışı içinde değildi), Helyum’un dünyadaki varlığının anlaşılmasına yol açmıştı (Argon ararken Helyum’u bulmasında da bir rastlantıdan söz edebiliriz). Ramsay 1904’te soy gazlar hakkındaki keşifleri için Nobel Kimya Ödülü’nü aldı .

Hillebrand yaptığı deneylerde elde ettiği bazı bulguları göz ardı etmişti. Rayleigh ve Ramsay ise gördüklerinin nedenini tam olarak açıklayabilmek için önce deneylerini tekrarlamış, deneysel hatadan kaynaklanmadığını anladıklarında ise gözlemlerin gerçek anlamını çözene kadar sorunun peşini bırakmamışlardı. Kararlılıklarının nedeni, deneylerin onlara gösterdiklerinin o güne kadar bilinenler dışında bir bulguya işaret ettiğini hesaba katıyor olmalarıydı.

Bu örnek bize, aynı maddi koşullardaki bilim insanlarından bazılarının deney planlama kapasitelerinin yüksekliğinin, çok daha bilgili ve dikkatli olmalarının, bazı beklentiler içinde bulunmalarının ve sistematik deneyler yapmalarının, kendi keşif “şanslarını” arttırdığını gösteriyor.

Büyük Fransız mikrobiyologu Pasteur’ün (1822-1895), “Bilimsel keşif şansı, sadece zihinlerini ona hazırlamış olanlara güler” sözleri, yukarıda belirtmeye çalıştığımız gerçeği çok güzel özetliyor.

Osman Bahadır

* F. Hillebrand, A plea for greater completeness in chemical rock analysis (J. Am. Chem. Soc., 1894, 16(2), pp 90–93.

Mehmet Ali Urluk, bir alıntı ekledi.
 8 saat önce · Kitabı okuyor

Evet, insanlar masallara, uydurulmuş hikayelere bayılırlardı. Gözlerini kör edecek şeyler onları mutlu kılıyordu. Ömer karşımda şarabını yudumluyordu. Ama o sırada benim içimde fırtınalar kopmaya başlamıştı. İnsanlığın o ana dek görmediği yepyeni bir plan tomucuklanıyordu içimde. İnsanın körlüğünün sınırlarını son noktaya dek zorlayacaktım! Bu körlükten istifade ederek mutlak bir kudrete sahip olacak, müthiş bir ayrıcalık elde edecektim! Bunu da muhteşem bir masal uydurarak sağlayacaktım. Hakikati öyle bir tahrip edecektim ki torunlarımın torunlari dahi bundan bahsedeceklerdi. İnsanlar üzerinde devasa bir deney gerçekleştirecektim!

Fedailerin Kalesi Alamut, Vladimir Bartol (Sayfa 172 - Koridor)Fedailerin Kalesi Alamut, Vladimir Bartol (Sayfa 172 - Koridor)
miray, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Böyle konuşmayın!" dedi Ana. "İnsanlar kendi değerlerini, görünüşe bakıp yargıda bulunanların, ya da kanlarını isteyenlerin ölçüsüne göre biçmemelidir. Kendi değerinizi siz kendiniz belirlemelisiniz, düşmanlarınıza göre değil, dostlarınıza göre..."

Ana, Maksim GorkiAna, Maksim Gorki