Kağan Özkaya, Huzur'u inceledi.
 52 dk. · Kitabı okudu · 12 günde · 10/10 puan

Huzur'u Vadideki Zambak eserinden hemen sonra okudum. İki eseri kıyaslamaya gittiğimde birçok ortak yönleri olduğunu fark ettim. Balzac gerek romanlarda oluşturduğu karakterlerle gerek o karakterlerin iç dünyalarını yansıtmakta ve romanlarındaki aşk ve duygu ilişkilerini derinlemesine ele almakta oldukça ustadır.( Ki geride 85’i tamamlanmış, 50’si taslak halinde eser bıraktı) Dostoyevski keza aynıdır. Roman karakterlerinde karakterlerin iç dünyalarına pencere açar. Cinayet işleyen kişinin vicdanıyla verdiği savaşı, yaptığı muhakemeyi derinlemesine irdeler. Ahmet Hamdi Tanpınar'a gelecek olursak bahsettiğim kişilerden hiçbir farkı olmadığını gördüm(tek farkı bu topraklarda var olmasıydı). Her zaman batıya yönelen, batıyı örnek alan ve doğuya sırt çeviren okurlar ve aydınlarımız sayesinde gelişti belki de bazı değerlere geç kavuşmamız ya da yanlış tanımamız. Kendi öz toprağına yabancılaşan halk ve sözde aydın tabakasının yaptığı yanlış ve bir o kadar da yaptıklarından gururlu halleri! Cemil Meriç'in de dediği gibi : '' Türkiye ruhunu kaybetti. toprak mı, en değersiz şeyimizdir belki de, belki de en değersiz şeyimizi kaybedince, her şeyi kaybettiğimizi anladık: Ruhumuzu! ''
Her şeye geç kaldığımız gibi kendi insanımızı anlamakta da geç kaldık. Hep ötekine hayran olduk. Musikimize, şiirimize sırtımızı çevirdik. Eyyübi Bekir Ağalar, Dede Efendiler, Tatyos Efendiler, Nedim ve Nef'ilerden tiksindik, beğenmedik. Belki de geçmişten kopan, koparılan bağımızdan dolayı anlayamadık...

Tanpınar bu yabancılaşmayı Huzur'un bir bölümünde şöyle özetliyor: '' Bugün Türkiye'de nesillerin beraberce okuduğu beş kitap bulamayız. Dar muhitlerin dışında, eskilerden zevk alan gittikçe azalıyor. Biz galiba son halkayız. Yarın bir Nedim, bir Nef'i , hatta bize o kadar çekici gelen eski musiki ebediyen yabancısı olacağımız şeyler arasına girecek. Biz şimdi bir aksülamel devrinde yaşıyoruz. Kendimizi sevmiyoruz. Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu; Dede'yi, Wagner olmadığı için, Yunus'u, Verlaine, Baki'yi Goethe ve Gide yapamadığımız için beğenmiyoruz. Uçsuz bucaksız Asya'nın içinde o kadar zenginliğin içinde, dünyanın en iyi giyinmiş milleti olduğumuz halde çırılçıplak dolaşıyoruz.''

Kitaba gelecek olursak, Huzur ; 1948 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi tarafından tefrika edilmiş, 1949 yılında da kitap olarak tek cilt halinde basılmıştır. 1949 yılından 2004 yılına kadar on üç kez basımı yapılan Huzur, en son Dergah yayınları tarafından yayınlanmıştır. İstanbul'da Mümtaz karakteri çerçevesinde kurulan romanda sevgilisi Nuran'a kavuşma - kavuşamama gelgitleri yaşayan, İkinci Dünya Savaşı'nın her an patlayacak olması korkusuyla tetikte bekleyen, Cumhuriyet sonrası kültürü red ya da kabul ikilemleri yaşayan, sorunlu bir kuşağın temsilcisi olan Mümtaz; ana hatlarıyla varoluş sorununa çare arayan bir İstanbulludur.
Zamanın Türk erkeğinin iç dünyasında yaşadığı gelgitlerin, buhranların, doğu-batı çatışmasının en değerli örneklerinden biridir Mümtaz karakteri. Tanpınar'ın roman karakterlerinin çokluğu ve zenginliği de ayrı bir lezzet eserlerine yansıyan.

Bir çocuklu dul Nuran, Mümtaz'ı seven ama toplum baskısı ve dedikodulardan bunalmış, yeni cumhuriyetin hayatına pek de olumlu katkısı olmadığı aşikar, sonuçta topluma karşı yenilen ve sevgisini yok edip, Mümtaz'la evlenmekten vazgeçen, kitabın ana kadın kahramanıdır.

Öte yandan roman dört bölümden oluşmaktadır. İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz şeklinde. Bölüm gibi görünse de geçişleri hiç anlamadan okuduğunuz bu Türk Edebiyatının şaheserini tavsiye ediyorum. Okuma geminizin rotasını batıya çevirmeden evvel Liman'da neler var görmeliyiz diyorum ve iyi okumalar diliyorum...

Yusuf Mahir, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · İnceledi

Köpeklerin insana karşı besledikleri dostluk duygularını benimsemek çok faydalıdır, ama insanlar geri kalan şeylerde, dört ayaklı dostlarını taklit etmemelidirler. 

Ana, Maksim Gorki (Sayfa 86)Ana, Maksim Gorki (Sayfa 86)
Azize, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

Ölüm kılıcının kalkanı sabretmektir... Sabretmek... Sabır

Devlet Ana, Kemal Tahir (Sayfa 118 - İthaki)Devlet Ana, Kemal Tahir (Sayfa 118 - İthaki)
Damla, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

İnsanların bu kadar kötü olmalarının nedeni, belki de sadece acı çekmeleridir, ancak artık acı çekememeye başladıkları andan, biraz daha iyi olmaya başladıkları ana kadar epey zaman geçer.

Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand Celine (Sayfa 94)Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand Celine (Sayfa 94)

Boyutlar Arası ve Zamanın Öğütemediği Roman: Don Kişot

Anahtar Kelimeler: Cervantes, Don Kişot, Roman, Üst Kurmaca, Ampirik Okur, Örnek Okur, Şövalye Macerası, Nasihatname, Siyasetname, Hayal ve Gerçek, Umberto Eco, Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti, Gustave Falubert, Madam Bovary, Orhan Pamuk, Kırmızı Saçlı Kadın, Murat Bardakçı.


Dünyanın ilk modern romanı olan Don Kişot, on yedinci yüzyılın başında İspanyol yazar Cervantes tarafından yazılan ve Don Kişot ile Sanço Panza isimli iki hayalperestin şövalyelik maceralarını anlatan bir romandır. Roman yalnızca basit bir macera romanından fazlasını sunar okuyucusuna. Devlet yönetiminden insan ilişkilerine kadar pek çok konuda hikmet barındırır.

Cervantes, Osmanlı’ya karşı yapılan deniz savaşlarında yer almış ve İnebahtı’da esir düşmüş bir yazardır. Cervantes, hem dokuz yıl Osmanlı topraklarında geçen esirliği hem de İspanya’nın Müslüman bölgesi Endülüs’ten dolayı İslam medeniyetini yakından tanıyan bir yazardır. Bu tanıyış, yazarın Don Kişot’una İslami mesajlar olarak yansır. Romanda İslam dinine ait pek çok inancın yanında Osmanlı’nın askeri yapısına ve Doğu toplumlarının kullandığı deyiş ve atasözlerine de rastlanır.

Cervantes’in mensup olduğu Orta Çağ yazarın oto-sansür uygulamasına yol açar. Orta Çağ’ın kilise egemenliğinde olması Cervantes’in İslami yanını ayan beyan kullanmasına engeldi. Bu engel Cervantes’in yazınına üst kurmaca olarak yansır. Eserindeki İslami mesajları örtmek ve yargılanmaktan sıyrılmak için Cervantes, eserini Seyyit Hamit bin Engeli isimli Müslüman bir Mağribi’nin el yazmalarından oluşturduğunu açıklayarak bastırır. Cervantes, bunu o dönemin baskısından kurtulmak için yapmış olsa da bugünün edebiyat literatüründe bu “el yazmalarından oluşma” durumu bir üst kurmacadır.

Umberto Eco, Anlatı Ormanında Altı Gezinti isimli kitabında okur profilini ikiye ayırır: Ampirik okur ve örnek okur. Ampirik okur, okuduğu eserle özdeşleşen ve gerçek dünyayı kurmaca dünyada arayan ya da kurmaca dünyayı gerçek dünyaya uyarlamaya çalışan okurdur. Örnek okur ise yazarın arzuladığı gibi metinlerin altını deşeleyip anlama ulaşmaya çalışan, gerektiğinde birden fazla okuma yapan, metne göre şekil alan ve okuduğunun bir kurmaca olduğunun bilincinde olan okurdur. Gündelik ifadeyle ampirik okur naif okur, örnek okur ise nitelikli okurdur.

Geçmiş çağların toplumu genel anlamda bir ampirik okur yığınıdır. Öyle ki, pek çok sanatçı, ortaya koyduğu eserden dolayı yargılanır. Örneğin Gustave Flaubert, Madam Bovary gibi ahlaksız bir kadını cezalandırmak isteyen ve bu kadını her yerde arayan Fransız toplumunda yargılanmış en sonunda da Madam Bovary’yi tanımadığını söyleyerek yakayı sıyırmıştır. Bir başka örnek de Türkiye’den. Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın’ı için Murat Bardakçı’nın kaleme aldığı “Çüş Orhan Pamuk Çüş” isimli yazı da Bardakçı’nın ampirik bir bakışla gerçek ve kurmacanın ayrımını yapamamasının ürünüdür. Ampirik bakışın ihmal ettiği şey kurmacanın salahiyeti için yapılan her şeyin mubah olduğudur.

Don Kişot’un münzevi ve mütevazı bir hayat süren zengin baş karakteri Senyor Alonso, okuduğu şövalye maceralarının içinde yaşayan, kitaplardaki erdemli karakterleri gerçek hayatta arayan ve mazlumlara yardım etmek için bu karakterlerden biri, bir şövalye olmaya karar veren ampirik bir okurdur. Kitapların Senyor Alonso’yu buna sürüklemesi çevresindekiler tarafından şiddetle karşılanır ve “edebiyat” ile “kitap” tartışmaya açılır. Bu tartışma roman boyunca sürer. Senyor Alonso’nun çevresindekiler onun okuduğu bütün kitapları yaksalar da düşünmedikleri şey fikirlerin ölmezliğidir. Senyor Alonso da bütün maceralarında kafasındaki bu fikirleri kullanır.

Macera romanlarının düşselliği ile yola düşen Alonso, adını Mançalı Şövalye Don Kişot olarak değiştirdikten sonra sıska atı ve eşekli şişman seyisi Sanço Panza ile İspanya’yı dolaşarak kendine macera arar. Kısacası Don Kişot, hayalperest bir şövalye bozuntusu olarak yola çıkar. Gördüğü her şeyi kendi düş gücüyle yorumlayan Don Kişot’un o meşhur yel değirmenlerine saldırması hem ampirik okurluğunun hem de ölçüsüz düş gücünün sonucudur. Don Kişot, karşılaştığı bütün olumlu ve olumsuz olayları da düş gücünün kılıfına uydurur. Bu uyduruşun mantıktan uzaklığı onun ve seyisinin çevresindekiler tarafından “su katılmamış deliler” olarak tanımlanmasına yol açar doğal olarak.

Cervantes’in iki karakteri de idealize etmekte son derece başarılı olduğunu söylemek mümkündür. Sanço Panza'nın şişman, pisboğaz ve boşboğaz olarak donatılması onun efendisi için ne kadar uygun bir seyis olduğunu gösterir. Öyle ki Sanço Panza, vefa ve çıkar arasında gidip gelen ancak en sonunda dramatik kurgunun gereği olarak vefayı seçen sadık bir seyistir. Öte yandan Sanço Panza’nın Beleşonya’nın adaletli valisi olduğu dönemdeki akıllı başlı tavırları da önemlidir. İfade biraz daha ileri götürülürse Sanço Panza’nın bölünmüş bir kişilik olduğu söylenebilir: Vali Sanço Panza ve Seyis Sanço Panza. Zaten Sanço Panza’nın ormanda kendini kırbaçladığı sahnede bu bölünmüşlük açık ve net olarak ortaya çıkar.

Hem Don Kişot hem de Sanço Panza, gerçeklik ile hayalperestlik, akıllılık ve delilik, saflık ve kurnazlık arasında gidip gelirler. Onların bu tavrı kendileriyle alay edenleri bile şüpheye düşürür. Çevresindekiler, bu iki “deli”nin kendileriyle alay edip etmediğine emin olamazlar. Roman boyunca bu iki uç nokta arasında gidiş gelişler devam eder. Romanın sonunda bile Cervantes, bu iki karakteri de tam bir uca yerleştirmez. Metnin sonuna geldiğinde okur, Don Kişot ve Sanço Panza’nın akıllı mı deli mi olduklarına karar veremez.

Macera Don Kişot’un düzmece ve buruk yenilgisiyle sonuçlanır. Düzmecenin farkında olmayan ve hayali elinden alınan Don Kişot üzüntüsünden ölümün pençesine düşer. Cervantes burada hayal ve gerçeğin dengesinin iyi kurulması gerektiği mesajını verir. Delilik derecesindeki aşırı hayal başa olmadık işler açarken hayalsizlikle yaşanan yavan bir hayat da yaşanmaya değer değildir.

Romanı üç ana bölüme ayırmak mümkündür. İlk bölüm Sanço Panza’nın Beleşonya valisi oluşuna kadarki bölümdür ve bu bölüm genel anlamda bir macera romanıdır. İkinci bölüm Sanço Panza’nın valilik dönemidir ve bu bölüm devlet yönetimiyle ilgili önemli nasihatlerin verildiği bir siyasetname niteliğindedir. Roman valiliğin bitişiyle başlayan üçüncü bölümde yeniden macera romanına döner. Özellikle ikinci ana bölümde dinden devlet yönetimine, insan ilişkisinden bilgeliğe kadar önemli mesajlar verir. Cervantes, aksiyon ve felsefi söylemi Don Kişot’ta başarıyla harmanlar. Dilini anlaşılır kılan Cervantes romanında güldürü ögesini de ihmal etmez.

Don Kişot’un dikkate değer yanlarından biri Orta Çağ’ın sınıflara ayrılmış toplumlarının sosyolojik yapısını analiz fırsatı vermesidir. Feodalitenin hüküm sürdüğü İspanya’da toplum soylular ve sıradanlar olarak ikiye ayrılır. Bu ayrılışın Don Kişot açısından önemi, bu sınıfsal farkın Senyor Alonso’nun bilincine yansımasıdır. Öyle ki Senyor Alonso, Don Kişot olduktan sonra, sanki aradığı erdemli kurtarıcı Robin Hood gibi halk içinden çıkamazmış gibi bir “soyluluk” türküsü tutturur. Ona göre şövalye soyludur, halk da soyluların yardımına muhtaç mazlumdur. Öte yandan Don Kişot’un kürek mahkumlarıyla kurduğu diyaloglarda İspanya Krallığı’na yöneltilen ciddi eleştiriler var. Bugünün okuru olarak bu bölümleri alıntılayıp alıntılamamak konusunda tereddüt yaşadığımı belirtmem gerekiyor. Bugünden dahi bakıldığında Cervantes’in eseri Seyyit Hamit bin Engeli’den aldığını söylemekle döneminde ne kadar akıllıca bir yöntem seçtiği bir kere daha görülüyor.

Özetle Don Kişot, çağının çok ilerisinde bir teknikle yazılmış bir romandır. Romanda yukarıda sıralandığı gibi pek çok mesaj verilir. Bu teknik ve içerik unsurlarının yanında hem dünyanın ilki olması hem de Cervantes’in ustalığı Don Kişot’un bir klasik olarak yirmi birinci yüzyılda neden hâlâ okunduğunu açıklar. Öyle görünüyor ki Don Kişot, daha kaç yüzyıl boyunca okunmaya devam edecek…

Kayıp, Çağımız ve Türkiye'yi inceledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor · Puan vermedi

İnsanlık çizgisi... Ana teması ve ortak özelliği insani olmak olan insanlık çizgisi...
Medeniyet ... İnsanlık çizgisinin pratiği olan medeniyet...
Çağının ötesine geçen düşünürler...
TÜM BU KAVRAMLAR BU KITAPLA ANLAM KAZANDI BENDE. YETERLI BILGI BIRIKIMINIZ OLMASADA OKUYUN... 1 KERE 2 KERE HATTA 1000 KERE OKUYUN !

Özgür Ozan, Puslu Kıtalar Atlası'ı inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

İhsan Aktay Anar'in en iyi kitabi olarak anilan, Puslu Kıtalar Atlasi akıcı bir kitap olmasının yaninda, karekterlerinin zenginliği acısından da harika bir kitap. Her bir karakteri okuyorken; kitaptaki ana karekter bu mu acaba diyeceksiniz :) Kitaptaki zengin karakterlerle beraber, yazar şark hikayeleri ile birlikte kitabini optimum seviyeye cikarmis. Kitabin konusu ve kitap ısminin uyumu da harika.

Olumsuz eleştiri kisminda ise benim hoşuma gitmeyen kısım rendekar olarak adi geçen descartes'in felsefesinin iyi anlatılmamış olmasi. Bu nokta rahatsizlik vermiyor çünkü bu bir roman. Roman olarak değerlendirildiğinde herkesin okumaktan çok hoşlanacağı bir kitap. İncelememi descartesin meshur sözüyle bitiriyorum. DÜŞÜNÜYORUM O HALDE VARİM :)

Adem Kangul, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

" Savaş! savaş! Lânetler olsun sana "

Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 103 - Ötüken yayınevi)Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 103 - Ötüken yayınevi)
Şilan, bir alıntı ekledi.
 4 saat önce · Kitabı okuyor

Çocukluğum şimdi çok uzak görünüyor, tıpkı açık bir günde dağlara bakıyormuşum gibi detaylarını değil ama ana hatlarını mükemmel bir şekilde görebiliyorum. Hayat kısa değil, ben onu uzun buluyorum.

Tarihe Tanıklığım, Aliya İzzetbegoviçTarihe Tanıklığım, Aliya İzzetbegoviç
Adem Kangul, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Söyle bana Toprak Ana, gerçeği söyle: Insanlar savaşmadan yasayamazlar mı ?"

Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 76 - Ötüken yayinevi)Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 76 - Ötüken yayinevi)