• “Görünürdeki nedenler farklı da olsa, anne ya da babanın çocuğu kabul edememedinin temelinde, ana-babalığı benimseyebilecekleri bir duygusal olgunluk düzeyine ulaşamamış oldukları gerçeği yatar.”
  • 592 syf.
    ·68 günde·Beğendi·9/10
    Andrew Heywood'un ''Siyaset'' kitabının yanında yardımcı kaynak olarak önerilen bu kitap aslında ana kitap olabilirdi. Özellikle ideoloji tanımlarını gayet beğendim. Konuları alanında uzman kişilere paylaştırmaları detayları görebilmemize vesile oluyorlar. Siyasete merakı olan kişinin kesinlikle göz atması gereken bir kitap.
  • Bu kitabı severek elime aldım ama yarıda bırakmak zorunda kaldım Akıcılığı çok yavaş mekânlar zaten karmakarışık ana karakter bazı diyologlarda sönük kalmış tavsiye edebileceğim kitap olmadı ....
  • 314 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Kitabın başında Sartre'ın önsözü var. İçinde gelmiş geçmiş en doğru sözlerden birini barındırsa da ana temasını çok idealist buldum. Biz avrupalılar şöyle kötüyüz böyle yanlışız tarzı sürekli kendine vurma psikolojisiyle dolu bir yazı. Mevcut duyarsızlığın hıncıyla yazıldığı belli. Biraz daha soğukkanlı bakabilirdi. Ama fransız aydınlarında bu var: Foucault da İran devrimini ve Humeyni'yi göklere çıkarmıştı zamanında. Kitapta sömürge aydınının kimi aşırılıklarına işaret ediliyor, Foucault ve Sarte da bu noktada, sömürgeci ulusun kimi aydınlarında yaşanan aşırılıklara birer örnek teşkil ediyor bence.

    Kitapta sömürge ulusun yaşadığı travmatik durum, psikolojisi gayet çarpıcı anlatılmış. Buna diyecek bir şey yok ama geleceğe yönelik öneriler fiyasko. 3 dünyacılık, ademi merkeziyetçilik vs gibi yolların kapitalizme çıktığını yaşadık. Kapitalist olmayan yol, bağlantısızlar, 3 dünya teorisi'' Bunlar hepsi tarihin çöplüğüne atılmış ideolojik stratejik görüş ve politikalar. Ayrıca, içlerinde varolan kimi sosyalizan ögelerden dolayı, sosyalizmin de bir ölçüde yozlaştırılmasına, yıpratılmasına öyle ya da böyle yol açtı. Yani soğuk savaşta kazanılan kısmi mevziler, ideolojik düzlemde büyük hasarlar meydana getirdi.
  • "İki gencin gözlerinin önündeki manzara gerçekten de ölümün zarafetini barındırıyordu. Irmak havzasındaki her bir taşın gölgesinde bunu hissetmek mümkündü. Böylece genç kuzenler kanatlarını birbirine yaslayıp kalp atışlarına kulak verdiler. O sesler bir başkasının göğsünden yükselmiyormuş gibi aynı tonda ve aynı ritimdeydi. Sanki ikisinin arasında yeryüzünde kalan tek canlının nabzı atıyormuş gibiydi.

    O sırada iki gencin akıllarından geçenler de aynıydı ama son âna kadar dile getirmedikleri için birbirlerinin ne düşündüğünü anlayamadılar. Sugio aklından şöyle geçiriyordu:

    ''Bu kızın kesinlikle kanatları var. Havalanıp uçmak üzere. Bunu rahatlıkla anlayabiliyorum.''

    Yoko ise, ''Bu oğlanın kesinlikle kanatları var. Az önce öylesine arkasına dönüp baktığında gözlerindeki ifade, arkasından yaklaşan birini arıyormuş gibi değildi. İlkokul öğrencilerinin sık sık dönüp sırt çantalarına bakmaları gibi bakışları görmeye alıştığı kanatlarına gidivermiş gibiydi. Bu da benim gözümden kaçmadı.'' diyordu içinden.

    Bu düşünceler biraz hüzün biraz da sevinç veriyordu. Şöyle ki; âşktan kaynaklanan güçle, gördükleri manzaranın herhangi bir yerine, isterlerse ırmağın karşı kıyısına, her an birlikte uçabileceklerini düşünmek, kanatlı olduklarını hayal etmekten daha gerçekçiydi ama bir yandan da karşılıklı olarak birbirlerinin kanatlı olduğunu düşündüklerinden, kendisini orada bir başına bırakarak uçup giden sevgilinin ardında bırakacağı hüzün de akıllarından geçiveriyordu. Bir gün gelip de sevdiği insanın yanından uçup gideceği kesinmiş gibiydi."
    Yukio Mişima
    Sayfa 85 - Can Yayınları, 3. Baskı, Ekim 2015, İstanbul, Çevirmen: Hüseyin Can Erkin, ''Kanatlar'' adlı öyküden
  • 168 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Stanley Kubric ile sinemaya da uyarlanmis olan kitap 2. Dunya Savasi sirasinda Anthony Burgess ve esinin yasadigi gercek bir olaydan esinlenerek yazilmis. .
    Anthony Burgess'in hayat hikayesi oldukca ilginc. Otuz yaslarina kadar senfoni de dahil cok sayida muzik eseri besteliyor. Kitapta ana karakterimiz Alex'in muzige olan tutkusu da buradan geliyor. Yazar, roman yazmaya muzisyen bir yazar olma istegiyle basliyor. 41 yasina gelene kadar 3 roman yaziyor. Ancak bu romanlar tutmuyor. 41 yasinda olumcul bir beyin tumorune yakalandigi teshisi konuluyor ve 1 yil omru kaldigi soyleniyor. Burgess, esini gecindirmeyi kafasina koyuyor ve 1 yil icinde Otomatik Portakal'in da bulundugu 5 eser yaziyor. Bu sirada cok fazla para kazaniyor ancak nasil olsa olecek diye hic orali olmuyor ve 1 yil sonra kendisine yanlis teshis konuldugunu ogreniyor. Artik taninmis bir yazar olarak yazmayi surduruyor ve 50 den fazla roman yaziyor. .
    1962 yilinda bir distopya olarak yazilmis bu romanin gunumuz dunyasinda buyuk oranda gerceklestigini gormek insani urpertiyor. Yasadigimiz donemde insanligin icine yerlesmis olan sinirsiz tatmin istegi ve modern cagin ozgurluk anlayisi karakterler uzerinden icimize isliyor. .
    Kitabin isminden karakterlere kadar hersey oldukca ince bir sekilde kurgulanmis. Kitap ismini Ingiliz argosunda garip davranislar ve olumsuz ozellikler icin kullanilan bir deyisten aliyor. Portakal, organik haliyle insanligi; otomatik ise makinelesmeyi temsil ediyor. Karakterimiz Alex isminin "A" harfi olumsuzluk hali "lex"ise kanun demek. Alex ve cetesi kendi aralarinda kurduklari nadsat dilinde konusuyorlar. .
    Her ayrintisiyla ilginc olan romani okumaya basladigimda ilk bir 20 sayfa cok sıkıldıgımı itiraf etmeliyim. Ancak okudukca cok ilgimi cekmeye basladi ve birgun bile surmeden bitirdim.