“…Bir insana ve kelimelere inanmak, ama ekmeğe suya inanır gibi derin bir duyguyla inanmak, aklımın ucundan bile geçmiyordu artık.
Uzun zamandır unuttuğum bir şeydi ve bu yüzden de onunla gitmek için başka sebebe ihtiyacım yoktu.
Hiç umulmadık bir anda, insana ve kelimelere inanmak, bir hayata inanmaya başlamak..(!)”
.
.
“….. güçlülerin zayıfları koruduğu bir toplum vardı. Oysa, nedendir bilinmez, kimsenin düşüncesini açıklamaya cesaret edemediği, her yerde azgın, yabanıl köpeklerin hırlayarak kol gezdiği, yoldaşlarının korkunç suçları itiraf ettirildikten sonra paramparça edilişini seyretmek zorunda kaldıkları bir toplum çıkmıştı ortaya.”