Çok kurnazsın Thrasymakhos, dedim. Birine on iki nedir diye soruyorsun, sonra da, ama bak arkadaş, diyorsun, on iki, iki kere altıdır, yok üç kere dörttür, yok altı kere ikidir, yok dört kere üçtür demeyeceksin, böyle boş sözler istemem, diye kestirip atıyorsun. Böyle olunca, soruya kimsenin cevap veremeyeceği belli bir şey. Ya biri çıkar da sana: "Ey Thrasymakhos, ne demek istersin? Senin yasak ettiğin cevaplardan hiçbirini vermeyeyim ha? Ya doğru cevap onlardan biriyse ne yapayım be adam? Doğruyu değil de başka bir şey mi söyleyeyim? Nedir bu buyruğun?" dese, ne yapardın?
.... Bilen adam , yasak etsen de etmesen de bildiğini söylemekten çekincek mi sanırsın?
Demek ki Polemarkhos, ne dostuna ne de bir başkasına kötülük etmek doğru adamın işi değildir, kötü adamın işidir.
Sözlerin her bakımdan doğru görünüyor bana, Sokrates.
- Öyleyse, şu sonuca varıyoruz: Biri çıkar da, doğruluk, herkese borçlu olduğumuzu vermektir, derse, bundan da doğru adamın borcu düşmana kötülük, dosta İyilik olduğunu anlarsa, bu sözü söyleyen, akla uygun söz söylemiş olmaz. Söylediği gerçeğe aykırıdır; çünkü bir kimseye kötülük etmenin hiçbir durumda doğru olmadığını gördük.
Peki, bir orduyu korumasını en iyi kim bilir? Düşmanın niyetlerini gizlice öğrenmesini, sırlarını çalmasını bilen değil mi?
Elbette.
- Demek, bir şeyin en iyi koruyucusu, en iyi bekçisi, o şeyin en usta hırsızıdır da.
-Evet.