Ben çölde bir bedeviydim. Ne medeniyeti gördüm ne de aşkı.
Gecelerim gündüzüme bağ olurdu.
Bastığım yerden ateş doğdu.
Ortadoğu’nun zihinlerine çığ oldum,
Kalbim buzuldan bir dağ oldu.
Seni görünce aklımın yolları kayboldu.
İz tutmaz, yol bitmez bi çölde aklımın
karmaşıklığını buzullara gömdüm.
Seni gördüm sonra,
Sahra'ya kar taneleri düştü. Milyon yıldır görmedim gün ortasında böyle bir manzara. Seni milyon yıl seveyim çöllere kar yağacaksa. Milyon yıl benim ol,
Sahra'da kardelenler açacaksa.
Ne büyük aptallık ki kendi örmediğim duvarların esiri olmuşum da kalbimden geçenleri yapamıyorum. Sevmek sözcüğünü ne kendi kabıma sığdırabiliyorum ne içini doldurabiliyorum. Bir garip ruha bağlanmış boynum. Ruhun hudutları duvarlarımın son tuğlası olmuş. Ben kara ve loş bir köşede sallanıyorum. Asılmış benliğim, aslen neyim bilmiyorum. Gözbebeklerimi avuçlarımda tutuyorum. Bir kalbime vuruyorum bir aklıma. Taşı taşa vurup ateş yakmak misali sevda yakıyorum ikisinin arasında. Belki bir kıvılcımın duvarları yıkmaya yetmez gücü. Fakat beni tutuşturmakta epey azimli. Çevremdeki değil belki ama zihnimdeki duvarları parçaladım. Her duvar elbet yıkılır ama kim zorlasın. Aklı aldım başıma duvarlar heybetiyle olduğu yerde kalsın. Bir heybe attım omzuma içinde sevda, hiç yük olmak bilmedi bana. Şimdi Güneşin doğduğu yer de battığı yerde sevdama yurttur