Başkalarının hayatında yarattığı/ ya da yaratmadığı etkiden muzdarip, varoluşunu sorgulayıp yolunda gitmeyen şeyler için daima kendini suçlayan, aslında hayattaki etkisini ve yerini fazlaca umursayan jean blomart’ın hikayesi. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmakla birlikte üslubu oldukça tanıdık, karakter sayısı nispeten fazla ancak takibi zor değil, keza yazar her karaktere derinlemesine değinmiyor. Jean bu hayat için fazla düşünceli olanlardan, gelgitleri okuyucuyu bıktırsa da çevresindeki diğer insanlar gibi yazgısını kabul edip normalize etmemesi, ayrımcılığa tepkisini korkmadan ortaya koyabilmesi, inandığı doğrulara göre yaşayabilmek adına konfor alanından çıkabilmesi karaktere saygı duymanızı sağlıyor. Kitapta Karakter gelişimlerinde yer yer kopukluk hissedilse de bu durum genel seyri bozmuyor. Paris’i önce olduğu gibi, sonra işgal yıllarında okumak, şehirdeki hayat değişirken insanların da nasıl değiştiğini irdelemek okuma zevkini arttırıyor. Akıcı ama durup durup düşündürücü bir kitap, yazarın diğer eserlerine göz atmak için de heveslendirici bir başlangıç kitabı..