Birini görmek,adını bilmek,selamını almak değildi ki tanışmak.Birbirimize bulaştırdığımız düşünceler,fikirler,duygular olmadan nasıl tanışıklık olsundu...Gerçek tanışma,fikrin hissini karşındakine bulaştırmak değil miydi ?
Bilgi herkese yayılmadan bilmenin yarattığı basınç öylesine büyüktü ki bunu ancak gerçekten bilenler anlayabilirdi,hayat işte o zaman cehennemdi.Bilmeyenlerin arasında bilen olmak en büyük lanetti.Dinlemeyenlerin arasında duyan olmak ise felaketti.
Bir kadın için en zoru,arzulanmaktan sakınabilmek değil miydi? Arzulanmak kadınların hastalığı gibiydi,en çok arzulandıkları insana yönelmeleri acaba acizlikleri miydi ? İstenmek...kadınların zaafıydı.İstendiği en çok gösterilen hemen hemen her kadın,kendisini isteyene kaptırırdı.
Ancak dikkatten kaçabildiğin kadar ıssızdın ve istediğin zaman ıssız olabildiğin kadar da özgür.Issızlıktı insanı kendine getiren.Issızlığımızda hissettiğimiz konfor kadar gerçek değil miydik kendimize ?
Akıl,değeri bilindiğinde her şeyden daha üstündü.Savaşların savaşılarak kazanılmadığını,devletler masa başında savaşlara karar verirken daima halkların öldüğünü,insanlığın yaralandığını ta Avustralya’dan buraya ölmeye gelen oğlunu kaybettiğinde en ağır şekilde öğrenmişti Fred.