Boşluğun doruğuna ulaştım, hiçbir şeyin bütünlüğüne. Beni intihar etmeye sürükleyecek dürtüyle birinin yatağına erken yatmasını sağlayan dürtü aynı. Bütün niyetlerden ölümüne sıkıldım.
Kutup Yıldızı dünyadan o kadar uzaktır ki ışığının bize ulaşması üç yüz yıldan fazla sürer, en yakın yıldızın ışığının bize gelmesi bile dört yıl alır. Kitaplar biraz yıldızlara benzer, okuduklarınız yazarın uzun süre önce tutkuyla içine gömülmüş olduğu şeylerdir…
Kitaplara o kadar gömülmüş halde yaşıyordum ki kendimi çapasız bir halde
sürükleniyor gibi hissediyordum, illaki kendi zamanımın ve mekanımın bir parçası değildim, bir ayağım ya da daha fazlası daima başka yerlerdeydi, ortaçağda, hayali yerlerde, Edward döneminde. Bu süzüle süzüle gezinen dünyada, bir gün uyandığımda kendimi bahsettiğim bu diğer yerlerden ve
zamanlardan birinde bulabileceğime dair bir his vardı içimde.
…sanki kalbim kurşunla kaplıydı, sanki güçlü yerçekimiyle her adımı zorlu bir çabaya, uzuvları havaya kaldırmayı meşakkatli bir işe ve insan içine karışmayı bitkinlik verici bir olaya dönüştüren bir gezegendeydim.
O kadar yoğun yokluklar vardır ki yokluklarının
bilgisi bile yoktur; bazı mahrumiyetler, mahrum kaldıklarımızın listesine girmekten bile mahrumdur. Hayır, ilgilenmiyorum, beni
rahat bırakın diyebileceğim ses de bunlardan biriydi işte. Bunu ancak yakın zamanlarda fark ettim.