Yıllardır kitaplığımda duran, okumayı çok istediğim için filmini es geçtiğim bu kitabı sonunda okudum. Beni karanlık, umutsuz ve pis kokan distopik bir dünyaya götürdü.
Herkes çocukken en az bir dakika da olsa gözlerini kapatıp kör olmayı denemiştir. Körlük bana hep korkunç gelse de, bu derece korkunç olacağını asla tahmin edemezdim.
Beni en çok dehşete düşüren şey; insanların, kimsenin onları göremeyeceğini bildiğinde bu denli kolay medeniyetlerini kaybetmeleri oldu. Saramago bunu, özellikle en mahrem anımız olan dışkılama ile göstermiş en çok. Bizi ortamın karanlığına daha kolay çekebilmek için de sürekli pislikten bahsetmiş aslında. Belki de bu yüzden bu kadar çarpıcı bir kitap.
Hiçbir karakterin adının kullanılmaması da hoşuma giden bir detay oldu. Aslında zor gibi görünse de Saramago bunu çok güzel kotarmış. Ve yine insanların artık kör oldukları için isimlerini söylemeye gerek duymaması çok tuhaftı.
Kitapla alakalı olumsuz tek şey, diyaloglar: Diyalogların cümlelerin arasında, hiçbir işaret olmadan verilmesi çok kafa karıştırıcı. Hatta çoğu zaman karşılıklı konuşmalarda kimin ne söylediği belli olmuyor.
"Herkes başımıza yaşam koçu, alim, bilge, tedx konuşmacısı falan olmuş aw. Bakkalından, twitter kullanıcısına, Edirneden, Karsa kadar jüpiterden marsa akıl vermeyen kişi yok yaa..
Lan madem hepinizin aklı başında da bu ülkenin hali ne o zaman awd*klarım ya"