Anonimleştirme, belki de tüm dünyada geçerli tek yönetim şekliydi; seni kendi kimliğinden soyup kalabalığa, o kalabalığın içinde bir yüzsüzlüğe mahkûm ediyordu. Oysa o tekti. Diğer insanlardan daha iyi, daha kötü, daha çirkin, daha güzel, başarılı ya da başarısız her şey olabilirdi; ama ne olursa olsun farklıydı, benzersizdi.
Düşünceleri, duyguları yalnızca kendisine aitti, kimse alamazdı, çalınamazdı, ruhu onundu. İşte tam da bunu onun elinden çekip almaya çalışıyorlardı. Onun varoluşunu çalmak istiyorlardı, benliğini yok etmek.
Bazı insanlar kendilerini kabul ettirmek, sevdirmek için çok çaba gösterir; bazılarındaysa hiç böyle bir niyet yoktur, olduğu gibi yaşar ve sen yavaş yavaş ondaki kaliteyi keşfettiğin zaman hayranlığın artar.
Sevdanın temelinde belki de bu vardı: seçilmiş olmak, ayrıştırılmış olmak. Diğer insanlardan ayrı olarak sana bakılması, senin benimsenmen, senin tercih edilmen ve her bir sırrın ortağı olmak… İşte bu, sevdanın ilk adımı değil miydi?
Yirmi birinci yüzyılın en büyük fetişi görülmek.Hepimize bu pompalanıyor.
Bu yüzyıl hepimizin şahsında ana
karakter olma hevesiyle kafayı bozmuş bir şovmen yetiştiriyor.