İnsanlar hayatlarının kurtulmasını istemiyorlar. Hiç kimse sorunlarının çözülmesini istemiyor. Dramlarının. Önemsiz meselelerinin. Hikâyelerinin çözümlenmesini, pisliklerinin temizlenmesini istemiyorlar.
Çünkü geriye ne kalacağını biliyorlar. Büyük ve korkunç
bir bilinmeyen.
“Bir daha aşık olacağımı sanmıyorum:' demiştim.
Şeytanca sırıtmıştı Hendrich. "Güzel. Yemek yemeyi, müziği,şampanyayı, ekimde nadir görülen güneşli öğleden sonralarını sevmene izin var elbette. Şelale manzaralarını, eski kitapların kokusunu da sevebilirsin ama insanları sevmeyi aklına bile getirme.
Duydun mu beni? Sakın insanlara bağlanma ve tanıştıklarına karşı olabildiğince az şey hissetmeye çalış. Yoksa yavaş yavaş aklını
yitirirsin . . .”
Yeni bir gülümseme edindim yüzüme
Bozkır sabrında ve tenime yakışan.
İnsanların çevremde açtığı yalnızlığı
Yine onlarla doldurmak için
Güneşle birlikte çıkıp yataklardan
Ay ışığı ile dönüyorum evlere
Azalan ömrümü böyle uzatıyorum.
Sylvia Plath için, varoluş bir incir ağacı ve olası bütün hayatlar -evli ve mutlu olduğu, başarılı bir şair olduğu hayatlar- olgun ve tath birer incirdi ama Plath o olgun ve tatlı incirlerin tadına bakamıyor, meyveler göz göre göre çürüyüp gidiyordu.Yaşamadığımız onca hayatı düşünmek, insanı delirtebilir.