Hazal Nebioğlu

"Gözyaşının bile görevi varmış;ardından gelen gülümseme için temizlik yaparmış..
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ya da konuşmaya mecali kalmamıştır.....
"Bazı yaralar kapanmıyor, sadece daha az konuşuyor..."
Çağımızın en büyük hastalığı...
Keşke kalp kırıklıklarına iyi gelen bir ilaç olsa… Bir sabah uyandığında, suyla birlikte yutulan küçük bir tablet… Ve içindeki bütün o düğümler çözülse. Boğazına takılan cümleler erise. Geceleri aynı sahneyi defalarca başa saran zihin susa. Keşke. Ama kalp böyle bir şeyi kabul etmiyor. O, iyileşmeyi bir reçeteye değil, zamana yazmış sanki. Ve zaman, en iyi doktor olduğu kadar en acımasız bekleme odası. Kalp kırıklığı dediğin şey, görünmeyen bir yara. Kanamıyor gibi duruyor ama insanın içini eksiltiyor. Bir bakışın eksikliği, bir sesin yokluğu, bir “nasılsın”ın hiç sorulmaması… Hepsi birer iğne gibi batıyor. Ve insan en çok da şunu öğreniyor: Bazı yokluklar, varlıklardan daha ağır. Eğer böyle bir ilaç olsaydı, belki herkes daha az ağlardı. Belki sokaklar daha sessiz olurdu. Ama belki de insan, en çok kırıldığında kendini tanır. En çok o zaman anlar hangi kelimenin onu iyileştirdiğini, hangi sessizliğin onu paramparça ettiğini. Yine de insanın içinde küçük bir çocuk kalıyor: “Geçsin” diyen, “hiç olmasın” diye fısıldayan. Bir avuç huzuru bir kapsüle sığdırmak isteyen. Ama yok. Kalp kırıklığına iyi gelen tek ilaç, biraz zaman; biraz kabullenme; biraz da insanın kendi içinden yeniden geçmeyi öğrenmesi. Ve en tuhafı şu: Bir gün acı hafiflediğinde, insan o kırıklığın içinden geçen ışığı fark ediyor. O ışık, ilaçla gelmiyor. İçeriden doğuyor.
Bazı insanlar deniz gibidir… Dışarıdan bakınca sakin görünürler. Dalgaları yavaşça kıyıya vurur, sesleri huzur verir. Herkes onların güçlü olduğunu sanar. Oysa kimse geceleri içlerinde kopan fırtınaları bilmez. Kimse, sustukları her an biraz daha boğulduklarını anlamaz. Çünkü bazı insanlar derdini anlatmayı değil, içine gömmeyi öğrenmiştir. Küçücük yaşlarda “abartıyorsun” denildiği için ağlamalarını sessiz yaparlar artık. Kırıldıklarında belli etmez, gittikçe susarlar. Ve insan en çok da sessiz yorulur. Kimsenin fark etmediği savaşlarda tükenir. Bir gün gelir, artık hiçbir şey eskisi gibi hissettirmez. Eskiden mutlu eden şeyler bile yorar insanı. Şarkılar ağır gelir, geceler uzun sürer, kalabalıkların içinde bile kendini yapayalnız hissedersin. İşte o an anlarsın… İnsan bazen tek başına kalmaktan değil, kimse tarafından gerçekten anlaşılmamaktan yorulur. Ve bazı kalpler vardır… Sadece sevilmek ister. Çok büyük şeyler değil; içten bir cümle, samimi bir sarılış, “iyi misin?” diye gerçekten soran bir ses… Çünkü insanı hayatta tutan şey nefes almak değil, değer gördüğünü hissetmektir. Ama hayat bazen en çok güzel kalpli insanları kırar. Hep başkalarını düşünenler unutulur, herkesi iyileştirmeye çalışanlar kendi yaralarıyla baş başa kalır. Sonra bir gece sessizce ağlarlar. Kimse duymasın diye yastığa gömülür gözyaşları. Çünkü onlar üzgün olduklarını bile kimseye yük olmak istemeden yaşarlar. Belki de bu yüzden bazı insanlar gözlerinin içi gülerken bile yorgun görünür. Çünkü kalbi çok kırılan insanın ruhu erken büyür. Ve bazı yaralar vardır… üzerinden yıllar geçse bile biri sesini biraz yükselttiğinde yeniden kanar...
Karahindibalara.....
Bazıları gelinciği dünyanın en hassas çiçeği sanır. Kırmızı yapraklarına bakıp, dokunulsa incinecek zannederler. Oysa gerçekten hassas olan çiçek karahindibadır. Çünkü gelincik koparılsa bile biraz daha dayanır hayata ama karahindiba… ona sadece yanlış bir nefes yeter. Bir anlık sertlik, düşünmeden söylenmiş bir söz ya da küçücük bir kırgınlık… ve bir anda dağılıverir gökyüzüne. İşte bazı insanların kalbi de tam olarak böyledir. Dışarıdan güçlü görünürler, gülümserler, dimdik dururlar ama içlerinde taşıdıkları kırgınlıklar onları çoktan yormuştur. Kimse fark etmez, çünkü onlar sessiz dağılır. Bir karahindibanın rüzgârla savrulan parçaları gibi, içlerinden kopan her şeyi tek tek içine gömerler. İnsan en çok da buna üzülüyor. Çünkü bazı kalpler aslında kötü olduğu için değil, sadece fazla kırıldığı için susuyor. Biraz daha nazik konuşulsaydı, biraz daha sevgiyle yaklaşılmış olsaydı belki de hâlâ bütün kalabileceklerdi. Ama insanlar çoğu zaman bir kalbin ne kadar hassas olduğunu anlamıyor. Sert kelimeleri kolayca söylüyor, sonra da hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar. Oysa dağılan bir karahindibayı geri toplamak mümkün değil. Bir kez savruldu mu, artık eski hâline dönemiyor. Ve bazı insanlar da tam olarak böyledir; bir gün gelir, son kez kırılırlar. O gün gözyaşlarını bile sessizce akıtıp içlerinden tamamen dağılırlar. Kimse görmez ama o insan artık eskisi gibi değildir. Çünkü bazı ruhlar gelincik kadar narin değil… karahindiba kadar hassastır. Tek bir yanlış nefesle bile paramparça olacak kadar…