Nazlı Süner

Nazlı Süner
@Naz_ende
Kırıldığınız yere dua sürün. Mus'ab hiçbir mükafat almadan gitti... linkedin.com/in/nazlı-süner
"Gönül, kendisine benzeyen gönüle meyleder."
Aşk
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
3 Maddede Selahaddin Annesi Nasıl Olunur? Çocuklarımıza Kudüs’ün önemini nasıl anlatmalıyız? Çocuklarımıza dava şuurunu aşılamaya kaç yaşında başlamalıyız? Yahudiler bugün bu kadar ilerdeyken biz Müslümanlar olarak neden gerideyiz? Bunca işgali ve eziyeti görmemize rağmen, neden hala oturduğumuz koltuktan kıpırdayamıyoruz? Ve belki de en önemli soru, anneler seneler geçmesine rağmen neden hala bir Selahaddin Eyyubi yetiştiremedi? İşte bu yazımızda bu sorulara cevap vererek, Müslüman hanımlar olarak çocuk eğitiminde mihenk taşı olan noktalara değinmeye çalıştık. 1. İşe Kendinden Başla Selahaddin yetiştirmek için ilk önce bizim Selahaddin olmamız gerekiyor. Günümüzde anneler, seminer seminer gezip, ders ders koşuyorlar. Sorduğumuz zaman, anne olanın da olmayanın da hedefi, Selahaddin yetiştirmek, Fatih Sultan Mehmed yetiştirmek. Fakat böyle olunca iş başkasının omuzlarına yüklenmiş oluyor. Bu demek değildir ki hanımlar olarak böyle bir hedefimiz olmasın. Olsun, muhakkak olsun, lakin böyle bir cümlenin hakkını vermek için Müslüman hanımlar olarak ilk önce kendi içimizi doldurmamız gerekiyor. Bugünden itibaren yediklerimize, içtiklerimize, izlediklerimize ve duyduklarımıza müdahale etmemiz gerekiyor. 2. İlk Örneği Sen Ol Hep duyuyoruz, ‘Çocuğumun elinde telefonu nasıl alabilirim?’ tarzında sorular soruluyor psikologlara. Genelde sonuç odaklı sorular soruyoruz. Fakat burada asıl bakmamız gereken şey, çocuğun elinde neden telefonun 5 saat boyunca durduğudur. Çocuklarınıza namazı sevdirmek için eğitimler, kitaplar görebilirsiniz. Fakat ilk olarak bizim namazı sevmemiz gerekiyor. Psikolojideki öğrenme teorileri içerisinde önemli yer kaplayan Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramına baktığımız zaman, iyi kötü davranışlarımızı, bizzat biz yaşamasak bile, çevremizde onu yaşayan
Din
*İnternetin Ailemize Verdiği Zararı Hafifletmenin Metodları* Ortada duran bu manzara için kesin bir çözüm ne bizim elimizde ne de Milli Eğitim Bakanlığı’nın elinde var. Doktorların da zaten kendileri telefon bağımlısı. Öyleyse bu, hayatın ortak sorunu hâline gelmiştir. Bütün anlamında bir çözümden söz etmiyoruz ama ailemizde uyguladığımızda zararı bir nebze hafifletebileceğimizi düşündüğümüz noktaları zikretmeliyiz. 1. Örnek Oluşturmak Öncelikli Çözümümüzdür Çocuklarımıza örnek oluşturmak öncelikli çözümümüzdür. Hiç kimse tiryakisi olduğu bir şeye karşı çocuğunu uyarma hakkına sahip değildir. Sigara içen birinin, çocuğuna sigara içmemesini tavsiye etmesi ne kadar doğru ve işe yarar ise elinden telefonunu düşürmeyen birinin de çocuğuna bu konuda tavsiye vermesi o derece mümkündür. İnsanın pratikteki uygulamaları, sözlü nasihatlerinden daha etkilidir. Çocuklarımız; dayısını, amcasını, bakkalı, öğretmeni, komşuyu, halasını tanıyor ama bunların hepsi telefon tiryakisi. Çocuklarımızın gözü önünden kötü örnekleri kıstığımız gibi iyi örnekleri de artırmaya çalışmak gerekir. Çocuk görmelidir ki bir insan yanında telefonu olmadan da uyuyabilir, telefonuna bakmadan yemek yiyebilir. Hayat manzaraları içinde telefon kullanımı yoğunluğunu gören bir çocuğun düşündüğü, “herhâlde kulağımı koparıp bir kenara atamadığım gibi telefon da olmazsa olmazdır” şeklinde bir düşüncedir. Bu bize komik bir esinti gibi gelebilirse de altı yaşındaki çocuğun aklına gelen bunun gibi bir şeydir. Doğduğu günden beri gözü önünde telefon görmektedir. Örnekliğin sağlanması için mesela aile ortamlarında telefon sıfırlanabilir. Üç bizim, üç de abimizin çocuğu var; ailece oturmuşuz. Çocuklar yanımızdayken herkes telefonunu çıkarıp içimizden biri, “telefonlarımızı kapatalım, telefonsuz oturacağız”
Huzurlu, mutlu ve örnek alınan bir aile olabilmek için 11 tavsiye… 1) Selam Verin Hz. Aişe(ra) validemiz şöyle buyurmuştur: `Resulullah, hanımlarıyla baş başa kaldığında insanların en nezaketlisi ve güler yüzlüsüydü` `Eve girdiğinizde ev halkına selam verin` diyen efendimiz, evine her girişinde selam verirdi. Gece geç saatlerde geldiği takdirde, uyuyanı uyandırmayacak ancak uyanık olanın işitebileceği bir sesle selam vererek içeri girerdi. Eve girdiğinizde eşinizi ve çocuklarınıza selam verin. 2) Allah İçin Sevin İnsanın gerek eşine, gerek çocuklarına, gerekse sâir insanlara karşı içersinde Allah için sevgi barındırması önemlidir. Eşlerin birbirlerine karşı başarmaları gereken en büyük vazife budur: Birbirlerini Allah için sevmek. Allah için sevginin olduğu hanede her müşkül hallolur, her sıkıntı eriyip biter, her gam yerini huzura bırakır, her aksilik gider. Eşler birbirini Allah için severse, birbirlerinin takvasını ve Allah korkusunu örnek alırlar. Birbirlerinin dine olan bağlılığını, güzel ahlâkını, tatlı huylarını, iç güzelliğini takdir, tasvip ve taklit ederler. 3) Hediyeleşin Hediyeleşmek sünnettir. Hediyeleşmek birbirimize değer verdiğimizin, sevgi, muhabbet ve aşk beslediğimizin güzel bir göstergesidir. Küslerin barışmasına, arkadaşlıkların pekişmesine, kalplerdeki yumuşamasına, kinlerin giderilmesine vesildir. Resulullah (asm) buyurdular ki: “Hediyeleşin, zira hediye, kalpteki kuşkuları giderir. Komşu, komşusundan gelen (hediyeyi) hakir görmesin, bir koyun paçası parçası olsa bile.” | Tirmizî, Vela ve’l-Hibe 6, (2131). Eşlerin birbirlerine, anne-babaların çocuklarına, çocukların da ebeveynlerine hediye vermeleri, aile içi ilişkileri kuvvetlendirir. Resulullah (asm) buyurdular ki: “Çarşıdan aldığı şeyleri, erkek çocuklardan önce kız çocuklarına
Din
Tükenen Mahremiyet Mahremiyet tükeniyor... Hem de içinde barındırdığı tüm sırlarla birlikte. İrili ufaklı parçalar halinde kopuyor özel alandan, yani dört duvar arasından sanal aleme doğru. Hem de onca pencere, perde, kapı ve duvarlara rağmen... Ortalara serildikçe, perde perde gerildikçe göğe ait olan eşrefi mahlukun yakasından sürükleyerek çekiyor esfele ve balçık olmaya... Artık ne duvar, ne pencere, ne de kapılar hanenin içindekilerle dışındakileri birbirinden ayırmaya yetiyor. Sanal alemde kurulan yakınlıklar, aile bireyleriyle kurulamıyor. Aynı hanenin mensupları yalnız ve yabancıyken birbirlerine, yabancılar yakın ve samimi birer dost kesiliveriyor. Ve aradaki mahrem mesafeler tek tek eriyor. Allah'ın koyduğu hudutlar çiğneniyor... Artık evinde mübarek saçlarını tararken pencereden kafasını uzatan kişiye 'Vallahi eğer elimdeki tarakla gözlerini oysam yeridir" diyen Resulullah'ın sözü kalpleri titretmiyor. Çünkü sanal alemin insanı en özeliyle tanınmak, bilinmek, görünür olmak istiyor. Hem de hane sakinlerinden bir o kadar uzaklaşarak. Ahir zamanın insanı, mahrem yanlarıyla deşifre olmanın, itibar elde etmeyle eşleştiğine inanıyor. Kendi kimliğini değişken, akıcı ve sanal kimliklerle yeniden kurgulamayı tercih ediyor. Ve tıklama sayısı kadar değer biçiyor kendine... Her beğenide yeni bir mahrem perdesini açarak yeniden tanımlıyor kendi kimliğini... Sanal alem gün geçtikçe günahların daha cesurca itiraf edildiği bir alan haline geliyor. Böylece mahremiyet kavramı, kendi tarihinin dönüm noktasını yaşıyor. Eskiden günahlar, işleyen kişi tarafından saklanır, gizlenirdi. Kişi günahlarından utanır, sıkılırdı. İtiraflar pişmanlık ve arınma amacıyla en mahrem yerlerde Allah'ın huzurunda itiraf edilirdi. İşlediği günah kişinin mahremiydi, sırrıydı, hesap verme yeri
Din