İrlandalı yazar Anne Enright 'tan okuduğum ilk roman Çitkuşu.
İrlanda edebiyatında özellikle kadınlar yazarlardan müthiş kitaplar çıkıyor. Bundan iki önce okuduğum Emilie Pine,daha önce okuduğum Edna O'Brian,Maggie O'Farrell, James Joyce geleneğini kendi kuşakları içinde güzel devam ettiriyorlar.
Çitkuşu ufak tefek ama sesi çok gür çıkan bir kuşmuş. Kadınları tarif ederken her halde kullanılabilecek en güzel benzetme. Tıpkı bu romandaki kadın karakterler gibi.
Kitaba adını veren "Çitkuşu" simgesi, Phil’in kızı Carmel için yazdığı ünlü bir şiirden gelir. Çitkuşu doğada çok küçük, kırılgan görünen ama aslında oldukça dayanıklı ve kendi alanını koruyan bir kuştur. Romandaki kadınlar da tıpkı bir çitkuşu gibidir; erkeklerin bencil dünyasında terk edilmiş, hırpalanmış ama her şeye rağmen kendi şarkılarını söyleyerek hayatta kalmayı başarmışlardır.
Roman hem kahraman hem de tanrısal anlatıcılı. Yaşananları anne Carmel,kızı Nell ve az da olsa dede Phil'den dinliyoruz. Doğrusal bir anlatımı yok kitabın. Her karakterin gözünden yaşananları ,duyguları okumak romanı çok dinamik kılmış. Bir olay metni değil bu. Daha çok karakterlerin iç dünyaları üzerine kurulmuş anlatı.Kuşaklararası travma,dil,anne-kız ilişkisi romanın ana temaları.
Dede Phil,hikayenin merkezindeki "görünmez" güçtür. İrlanda'nın çok sevilen, karizmatik bir şairidir ancak özel hayatında bencil ve yıkıcı bir babadır. Karısı Terry amansız bir hastalığa yakalandığında onu ve çocuklarını terk edip Amerika’ya kaçmıştır. Yarattığı enkaz, kendisinden sonraki tüm kadınların hayatını şekillendirir.
Hatta hiç tanımadığı torunu Nell'in de.
Bir erkeğin bencilliği ve bir aileyi terk edişi, yıllar sonra torunu Nell’in ikili ilişkilerindeki güvensizliklerine kadar sirayet eder. Travmanın genetik bir miras gibi nesilden nesile