Nazan Kılıç

9/10
·224 syf.··
2024 3. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 03 Temmuz 2024 21:02
"Günahlarından kaçamazsın, emin ol bulur seni.." Adalet sahiden adil midir? Agata yine ustaca bir eserle okur'un karşısına çıkmış. Yasalar, mahkemeler, suçlar, suçlu ve masumlar.. Bir de suçlu oldukları halde adalet eliyle temize çıkanlar ya da hiç adaletin karşısına çıkmayanlar. İşte burada sormalı ve sorgulamalı.. Adalet sadece yasalar mıdır? Suç ve Ceza'da Raskolnikov, vicdanı ile bir adalet mücadelesi vermişti. Burada ise suçlu oldukları halde vicdanlarını temize çıkarmış on kişiye yeniden vicdanlarının adaletiyle yargılanmaları için bir oyun oynanıyor. Ve yazar bu yargılama ve ceza işini sadece onların vicdanına bırakmıyor. Zira biliyor ki bırakırsa asla ceza almayacaklar. Agata merak, gizem ve şaşırtıcı bir sonla bizi vicdana çağırmış. Ama tehlikeli bir noktadan. Belki de Agata, bizim vicdanımızı harekete geçirirken aslında bizi deniyor da olabilir. Suçlular cezalarını çekmeli, hepimiz böyle deriz, bunu isteriz hatta bunun için savaşabiliriz de! Asıl soru, bunun nasıl olacağında saklı! Şimdi kafamda iki soru var: Adalet nedir, ne değildir? Peki adaletin işlemediği bir yerde suç işlemek ne kadar adildir? Bunu vicdanınıza bırakıyorum.
Duygu ve Düşünce
On KişiydilerAgatha Christie · Altın Kitaplar · 202143,7bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Zweig ve biyografileri
Puan vermedi·272 syf.··
2022 76. kitabı
Zweig, EmileVerhaeren biyografisini üç bölüm, bir de giriş olarak kaleme alır. Giriş niteliğindeki bölümde Verhaeren’in şiirlerinden örneklerle yaşamına değinilir. Birinci bölüme ‘Kararlar’ adını verir. Burada şairin yaşamının dönüm noktaları ile sanat hayatının başlamasına dair bilgiler yer alır. Zweig, çağdaşı şairi anlatırken dönemin özellikleri, değişen çağı, modern insanın ilk bunalımlarını da verir. Verhaeren’i şair yapan, onu modern şiirin kurucusu yapan değişimleri şairin kişilik özellikleri ile birlikte ayrıntılı olarak işler. Verhaeren’in çevresinde yaşadığı fiziksel değişimlerden bahseder. İkinci bölüm ‘Şekillendirmeler’ adıyla verilir. Şairin çağdaşı şairler ile arasındaki farkı, onun sanatının gücünü ortaya koyar. Edebiyata bakışı, yenileşen dünyanın sosyal, bireysel değişimlerin yansımalarını şair üzerinden anlatır. Üçüncü ve son bölüm ‘Tamamlananlar’ olarak adlandırılır. İlkel köy yaşamından, şehir yaşamına, modern çağın getirdiklerine ve götürdüklerine, şairin bunları şiir dilinde ifade edişi kavramlarla aktarılır. Zweig bu bölümde Verhaeren ile ilgili anılarına da yer verir. Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi ile yollarının ayrılmasını ve Verhaeren’in tren kazasında ölümü üzerine duygularını, mektuplaşmalarını, onunla olan seyahatlerini anlatır. Zweig; Verhaeren’in ilk kitabı için: “Sağlıklı, sağlam bir yaşamı yansıtan bu kitap, toprağın güçlü kokusu ve çarpıcı renkleriyle dikkati çeker.” der ve ekler: Motiflerin çoğu milli tablolardır. Belçika sanatının elli yıllık bir hazırlık sürecinden geçtiğini, bu yüzden sağlıklı bir zemine oturduğunu söyleyen Zweig bu durumu ağaçların büyümesine benzetir: “Ağacın kademe kademe büyümesi gibi edebiyat da aynı şekilde ilerlemiştir.” Zweig’ı en çok etkileyen şair Emile Verhaeren olur. “Çünkü o şiire
Duygu ve Düşünce
Emile VerhaerenStefan Zweig · Can Yayınları · 201973 okunma
Amok Koşucusu ve Stefan Zweig/ Spoiler..içerir
8/10
·64 syf.··
2022 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2022 21:42
·
ZWEİG VE AMOK KOŞUCUSU “Eğer insan bir başkasını zor durumda görürse elbette ona yardım etme mecburiyeti ortaya çıkardı.”(s.10) Eserin belki de en önemli noktası bu cümleydi. Birine yardım etme mecburiyeti… Bu mecburiyet ne kadar ileriye götürür, insanın durması gereken yer neresidir? Yaptığımız iyilikleri bir görev düsturu ile mi yapıyoruz, yoksa iyi olduğumuz için mi?  “Belki benim deli olduğumu düşüneceksiniz ya da sarhoş. Hayır değilim, henüz değilim. Sadece söylediğiniz o sözcük beni tuhaf bir şekilde etkiledi… tuhaf çünkü beni rahatsız eden şey tam da bu, yani insanın görevi olup olmaması… görevi…” (s.10) Eser bu bölümden sonra doktorun hikâyesini anlatması ile devam eder. Doktorluk yaparken yaşadığı zorlukları, gördüğü vakaları, görev olup olmadığından emin olamadığı vakaları düşünür. İnsanın sadece diğerine karşı görevi olmadığını, kendine karşı da, çevresine, devletine, mesleğine, bilime karşı da görevleri vardır. Nereye kadar yardım edilir ki? İnsan durması gerektiği noktada durmayınca ne olur? Doktor’un hikâyesine bakıldığında bu sorulara belki de sorudan ziyade sorgulamalarını okuruz.  “İşte siz, yabancı bir insan, ben de size yabancıyım ve ben sizden beni burada gördüğünüz konusunda suskun kalmanızı rica ediyorum. Tamam, siz de suskun kalıyorsunuz, bu görevi yerine getiriyorsunuz. Sizden benimle konuşmanızı rica ediyorum, çünkü kendi suskunluğumda boğulmak üzereyim. Beni dinlemeye hazırsınız…tamam…Ama bu çok kolay ki… Peki ya sizden beni tutup küpeşteden denize atmanızı rica etsem...” ( s.11) İşte bu noktada iyilik ve görev tanımı sorgulanmaya başlar. Bir insanı yardıma ihtiyacı var diye dinleyebiliriz, onun ricasını yerine getirebiliriz peki ya o insan sizden kendisini denize atmanızı isterse? O zaman iyilik biter. Bir yerde bitecek bir an bulur.
Duygu ve Düşünce
Amok KoşucusuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021134,9bin okunma
Yıllar ağrıyı besliyor..
Puan vermedi·249 syf.··
2022 38. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2022 21:05
*Yıllar ağrıyı besliyor.. Öyle midir? Ait olduğu yerden terk edilen, sonra ait olduğunu düşündüğü yeri terk eden, kendine bir yer bulmuşken o yerden yine terk edilen adı olmayan bir anlatıcı.. Bir yere, bir kişiye, bir eşyaya tutunmak için direnen, direndikçe sessizleşen, her susuşta kendine biraz daha yabancılaşan.. Yabani denecek bir hayattan küçük yaşta ayrılıp "medeniyet" denilen yere giden biri, hoşgörülü bir gülümseme ile oraya ait olmayışını nezaket ve kibarlıkla hatırlatan insanların arasında nasıl yaşar? Omurgasız bencil diye tanımlıyor anlatıcı kendini, omurgasız bir bencil mi, yoksa ona sunulan altın tepsinin ağırlığının altında ezilen/eziklenen mi? Yıllarca bir kendini arayışın içinde yalanlarla kendini oyalamak gerçeği ne kadar değiştirir? O ne doğduğu eve ne yaşadığı yere.. Hiçbir yere ait olamadı. Koca dünya ona bir yer vermedi. Kendi de alamadı, alamazdı zaten, o kadar iyiydiki bu yaşlı dünya ona sunacak yerin asla sahibi olamayacağını hep hatırlattı. Savaş, açlık, adaletsizlik.. Diğer yanda medeniyet.. Ve arada kaybolan, adı bile anılmayan kişi/ kişi olabilmiş, kişi olarak kabul görmüş mü o da bir soru. "Gelişimimi tamamlayamadım" der anlatıcı. Fiziksel olarak değil ruhsal olarak hiç tamamlayamayacaktı. Onu terk edip kaçan babasının kaderine mahkumdu. Daha başlamadan sonu bilinen bir hikâyenin kahramanı! 42 yaşında kalbi "haşat" biri. "Bir ciyaklama, yasak bir küfür, katılaşmış bir iltihap damlası, körelmiş bir adalenin istemsiz tekmesi" O buydu işte. Bir kimlik arayışında kaybolan biri daha.. Son zamanlarda okuyup beni savuran bir eser daha.
Düşünce
Sessizliğe HayranlıkAbdulrazak Gurnah · İletişim Yayınları · 2018924 okunma