Tüm büyük yazarlar [Balzac, Wilde, Asimov...] gibi o da gecikmişler diyarında erken doğmuştu.
Ne diyordu Huzur'da? "İnsan ömrü, zamanın fırınında alev alan bir kağıt kadar çabuk yanıyor. Belki hayat... gülünç bir oyundur. Tam bir ümitsizlik içinde bir yığın 'karar kılıklı tereddüt' ve küçük, beyhude savun-malardır, hatta hülyadır..."
Gene de ümidin hakkını, hatırını gözeterek ekliyordu: "Ne kadar gülünç olursa olsun, biz gene hayatı tam inkar edemiyoruz. Onda, kafamızı kurcalayan vehimlere rağmen iyi, kötü diye kıymetler arıyoruz. Aşka, ihtirasa yer veriyoruz. Sanatkarca yaşamak ile israflarda ve küçük hesaplarda kaybolmanın farklarını buluyoruz."
"Yaşamak denilen şey çok tuhaf...Bazı olaylar geçtikten sonra bile, onca korkunç şeye maruz kaldıktan sonra bile, insan yiyor, içiyor, tuvalet ihtiyacını görüyor, yıkanıyor ve yaşamaya devam ediyor. Hatta kimi zaman kahkahalarla gülüyor.."
"Bence problemlerin asıl nedeni, sorunlarını henüz çözememiş bir coğrafyanın çocukları olmamız. Bugün hâlâ, bizden önceki nesillerin halının altına süpürdüğü sorunları çözmeye çalışıyoruz. Başka çareleri var mıydı? Bilmiyorum. Çözebilecekleri halde halının altına süpürmüş de olabilirler. Fark etmez. Bildiğim, bugün çekilen acıları bugünün çocuklarının yaratmadığı. İçine doğmak, yani kader, tam da böyle bir şey."
"Nasıl becerdik bilmiyorum ama toplumsal olarak kelimenin tam anlamıyla paranoid şizofreni halindeyiz. Kimsenin bir başkasının düşüncesine ihtiyacı da tahammülü de yok. "