Vaktiyle Orta Avrupa’nın serin ormanlarında yaşayan genç ve cesur bir şövalye vardı. Adı Leon idi. Leon’un yüreği hem savaş meydanlarında korkusuzdu, hem de sevdiği kadına karşı tarifsiz bir aşkla doluydu. Sevgilisi Elena, zarif, narin ve mavi gözlüydü. Onun gözleri, ormanın içinde açan küçük mavi çiçekleri andırırdı. Leon her zaman, "Bu dünyada seni en çok hatırlatan şey o mavi çiçekler," derdi.
Bir gün birlikte nehir kenarında yürürlerken, Elena suya yakın bir kayanın dibinde açmış minik mavi çiçekleri gördü. Eğildi, ama çiçekler suya çok yakındı. O anda Leon, onun elini tutup, “Dur, ben alırım,” dedi ve kayanın kenarına yaklaştı. Birkaç çiçeği kopardığı sırada ayağı kaydı ve nehrin güçlü akıntısına kapıldı. Elena arkasından haykırdı, ama Leon suya batarken elindeki mavi çiçekleri ona doğru fırlattı ve son nefesinde, “Beni unutma!” diye seslendi.
Elena, Leon’un ardından yıllarca yas tuttu. O çiçekleri hep sakladı. Halk onun hikâyesini duyduğunda, o mavi çiçeklere artık "unutmabeni" demeye başladı.
Bu yüzden bu çiçek, sadece doğanın zarif bir parçası değil,aynı zamanda sevgi,sadakat,ve anıların sembolüdür.