Hayal kırıklığı, onun en iyi tanıdığı duygulardan biri. Çok
eskilere ait bir hikayede insanların yaşadığı hayal kırıklıkları bile
onu derinden etkileyebiliyor. Düşünüyorum da, kimin hayatında
hayal kırıklığı yok ki ama eğer bir insan isteklerinin hiçbirine
kavuşamaz ve sürekli hayal kırıklığı yaşarsa, yaşama nasıl tutunur?
Devrim . . . 1917'de.
- Doğru, bütün dünyayı yakından ilgilendiren, bütün taşları
yerinden oynatan büyük devrim gerçekleşmiş. Ayrıca lrlanda'da
ayaklanmalar başlamış, ada ikiye bölünmüş. Ve son olarak da
İngiltere' de lşçi Partisi ilk kez iktidara gelmiş, kadınlara oy hakkı
tanınmış. Kadınların bir bölümü çalışmaya başlamış. Kadının çalışmaya
başlaması, ekonomik özgürlüğünü kazanması, son derece
önemli bir gelişme. Aile içi ilişkileri temelinden sarsan, bütün
rolleri değiştiren, örf ve adetleri yerle bir eden bu durum karşısında
kadınlar çok heyecanlanmışlar. Yıllardır gözlerinin yaşı din -
meyen pek çok kadın, ellerinde sigaraları, yüksek sesle kahkahalar
atarak Londra sokaklarında geziniyorlarmış. Düşünsene, dünya
ne büyük bir çalkantı içinde! Bir yanda ölüm, hastalık, yas, bir
yanda devrimler, kazanılan yepyeni haklar. Mumyaların lanetini
anlatan öyküler, işte böyle bir sosyal karmaşa ortamında pazarlanmış insanlara.
Hayat insanların duygularını tıpkı dağlar, tepeler gibi şöyle ve böyle erozyona uğratıyor. Sonbaharda solan çiçekler gibi duygularımızın da giderek suyu çekiliyor, sararıyor, kuruyor.
Patatesin kaşifi ve İngiliz halkıyla bu sebzeyi tanıştıran kişi İngiliz denizci Sir Francis Drake’miş. Drake patatesi Peru kıyılarından ve Virginia üzerinden İngiltere’ye, doğruca I. Elizabeth’in sarayına getirmiş. O zaman Fransızlar bunu kendi mutfaklarına yöneltilen bir saldırı olarak görmüş ve İngilizlere çok kızmışlar. O kadar kızmışlar ki, bir süre sonra Fransa’da patates yemek yasaklanmış. Ardından da patatesin cüzama neden olduğu şeklinde bir söylenti çıkmış ve yüz yıl süreyle cüzamın tek nedeni olarak damgaladıkları patatesi yememişler.