Yıllar geçse de Afganistan’ın değişmeyen yüzünü çarpıcı bir şekilde anlatan etkileyici bir kitap.
Biri 1900 lü yılların başlarında, diğeri iki binli yılların başlarında, iki Afganlı kız çocuğunun, kendi istek ve iradeleri dışında yaşadığı hatta yaşamak zorunda kaldığı, insanlık dışı muameleleri konu ediniyor, kitap.
Her ne kadar dili ve üslubunda eksikler olsa da, keyifle okuyabilirsiniz.
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!