Çok açık ki, bu delikanlı öyle büyük bir cani değil, tam tersine çok sıradan biriydi bunu herkes görüyordu, ne olduysa yalnızca böyle insanları yaratan koşullar içinde bulunduğu için olmuştu. Dolayısıyla da bu tip delikanlıların olmaması için böylesi mutsuz varlıkları oluşturan koşulları yok etmeye çalışmak gerektiği açıkça ortadaydı.
Peki biz ne yapıyoruz? Rastlantı sonucu elimize düşen böyle bir delikanlıyı yakalayıp böylesi binlercesinin dışarıda olduğunu çok iyi bildiğimiz halde, onu tamamen tembel tembel oturacağı koşullara, hapishaneye, ya da en sağlıksız ve anlamsızca işlerin yapıldığı, onun gibi zayıf düşmüş ve ne yapacağını şaşırmış insanların arasına tıkıyor, sonra da kamu hesabına Moskova'dan İrkutsk eyaletine, en aşağılık insanların arasına sürgün ediyoruz,
Böyle insanları yaratan koşulları yok etmek için yalnızca hiçbir şey yapmamakla kalmıyor, aynı zamanda onları yaratan kurumları özendiriyoruz. Bu kurumların da hangileri olduğu ortada: fabrikalar, imalathaneler, atölyeler, lokantası olan oteller, meyhaneler, genelevler. Biz bu kurumları yok etmeyi bırakın, onları gerekli görerek, özendiriyor, düzenliyoruz.
Nehlüdov'un mahkeme esnasındaki düşünceleridir. Mahkemenin konusu ise iki delikanlının çaldığı iki adet kilim. Delikanlını biri hapisteyken ölmüştür diğeri de tehlikeli bulunarak yargılanmaktadır.·Kitabı okudu
Bir kapının size kapalı olması ne kadar nahoş bir şeydi ama belki bir odanın içerisinde kilitli kalmak belki de ondan daha da beterdi. Daha sonra ise, bir cinsin güvenliğini ve refahını, diğer cinsin ise yoksulluğunu ve güvensizliğini düşündüm. Geleneklerin ve gelenek eksikliğinin bir yazarın beynini nasıl etkilediğine akıl yordum ve nihayet, günün bumburuşuk olmuş derisini tüm tartışmaları, izlenimleri, öfkeleri ve kahkahalarıyla birlikte tortop edip çalıların arasına atmayı düşündüm.