Ben... siz yokken kitabınızı okumaya başladım.
Bunu yavaşça, tatlı, içime işleyen bakışlarını gözlerime dikerek söyledi ve kıpkırmızı kesildi.
— Ya, öyle mi? Ee, nasıl, beğendin mi?
Yüzüne karşı övülen yazarın mahcupluğunu duyuyordum. O an onu öpmek istiyordum. Ama yakışık almazdı bu. Nelli bir süre sustu. Sonra, derin bir kederle beni süzerek:
— Neden, neden öldü? diye sorup gözlerini yere indirdi.
— Kim öldü?
— O genç, veremli... hani kitaptaki?
— Ne yapalım, öyle gerekiyordu Nelli.
— Hiç de gerekmiyordu.
Evet, dehşet verici bir hikâyeydi bu: Aldatılmış, mutluluğunu yitirmiş, hasta, bitkin, herkesin yüz çevirdiği, en son umudu olan vaktiyle kalbini kırdığı babasından da yüz bulamayan, henüz bebek denecek kadar küçücük kızıyla soğuk, çamurlu Petersburg sokaklarında dilenmiş, aylarca rutubetli bodrumda can çekişerek ancak gözlerini dünyaya kapadıktan sonra babası tarafından bağışlanabilmiş bir kadının hikâyesi... Bu, çeşitli hakaretler altında ezilmiş, aklını kaybetmiş bunak bir dedeyle, huzur içinde yaşamış yaşlı bir insandan daha çok şey gören küçük kız torunu arasındaki esrarlı, güç anlaşılır ilişkilerle ilgili bir hikâyeydi. Karanlık, gamlı bir hikâye. Kasvetli Petersburg göğü altında, koskoca şehrin karanlık, izbe köşelerinde sürüp giden kargaşalıkta, bencillikler, çarpışan çıkarlar, korkunç sefahat âlemleri ve gizlice işlenen cinayetler arasında yaşanmış yüzlerce hikâyeden biri... Ama henüz sırası gelmedi...
Masanın önünde durmuş, derleme yazımı hazırlamak için dün getirdiğim kitaplara göz gezdirirken daldım gittim. Bunu sık sık yapar, sırf bakmak için açtığım bir kitaba, kendimi unutacak kadar kaptırdığım olur.