New York’ta insanlar sık sık ajandalarına bakıp, “On dördünde öğle yemeği için boş musun?” ya da “On beşi uygun mu?” diye sorarlar. Ben de “Neden beni buluşmak istediğin günden bir gün önce aramıyorsun?” diye karşılık veririm. Londra’ya ilk geldiğimde insanların sürekli saatlerine bakıp acele etmelerini hayretle izledim. Afrika’da ise ne telaş ne stres vardı; her şey yavaş, sakin ve dingindi. “Sizinle yarın öğlen civarı görüşürüz,” demek, saat dört ya da beş demekti. Bugün hâlâ saat takmam.
Hiç kimse "Ben yapamam," mazeretini kabul etmezdi. Annem su bulmamı söylediğinde su bulmam gerekiyordu. Batı'ya geldiğimde insanların, "Başım ağrıyor, çalışamam," diyerek sızlandığını görünce şaşırmıştım. Onlara, "Siz daha ağır bir iş vereyim, bir daha asla işinizden şikayet etmezsiniz," demek gelirdi içimden.
Mutluluğun Gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan... Bir çoban gezmeyi sevebilir ama koyunlarını asla unutmaz.
Herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır. Ne var ki, hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini kesinlikle bilmez.
Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ilke ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık dünyası karşısında uşak olmak konumundan daha yüksek bir muameleye layık olmaz.