Artık hiç bişey Isabel’e zevk vermiyordu; herhangi bir şey, hayatını ziyan etmiş olduğunu bilen bir kadına nasıl zevk verebilirdi? Kalbinin üzerinde ebedi bir ağırlık, her şeyin üzerinde donuk bir ışık vardı.
O değişmemişti; kur yaptığı yıl boyunca kendini, Isabel’den daha fazla gizlememişti. Ama o zaman Isabel onun tabiatının yalnız yarısını görmüştü, insanın ayın yuvarlağını dünyanın gölgesiyle kısmen maskelendiği zaman gördüğü gibi. Şimdi dolunayı görüyordu… adamın bütününü görüyordu. Onun özgür bir alana sahip olması için adeta yerinden kıpırdamamıştı, ama buna rağmen onun bir parçasını, bütünü zannetmişti.
Yine de, erkeklerin ne aradığını kim bilebilirdi? Onlar bulduklarını arıyorlardı; onları memnun eden şeyi ancak gördükleri zaman anlıyorlardı. Böyle meselelerde hiçbir teori geçerli değildi ve hiçbir şey, başka her şeyden daha anlaşılmaz veya daha doğal değildi.