Sonunda aldatıcı dürüstleşir ve kendi hakikatliliğine inanır. Hatta duyarlı
insanlar yüksek hakikate ve hakikatliliğe sahip olduğunu onun yüzüne karşı söylerler -çünkü gerçeklikten yorulmuşlardır bir süreliğine ve şairin rüyasını kafaya ve yüreğe iyi gelen bir gevşeme ve gece olarak kabul ederler. Bu rüyanın gösterdiği şey şimdi daha değerli görünür onlara, çünkü söylendiği gibi, daha iyilik verici olarak duyumsanır: ve insanlar her zaman daha değerli görünenin daha hakiki, daha gerçek olduğunu düşünmüşlerdir.
Sözüm Ona "Gerçek Gerçeklik". - Şair, insani eylemleri ve yazgıları yorumladığında sanki tüm bir dünya ağının örülüşü sırasında hazır bulunmuş gibi davranır: bu bakımdan bir aldatıcıdır o. Üstelik hiçbir şey bilmeyenleri aldatır - ve bu yüzden de başarılı olur: bu kişiler kendisini sahici ve derin bilgisinden ötürü överler ve sonunda olayları gerçekten de onları bilen ve yapan tek tek kişiler kadar, hatta dünyaların büyük örümceği kadar iyi bildiği kurunrusuna kapılmasına neden olurlar.
gönül mest olur ve yorgun kişi tüm sabrın ve cefanın hedefine adeta dudaklarıyla dokunmak üzeredir, öyle ki adeta istemdışı bir devinimle ileriye doğru atılır. Gerçi başka yaratılıştaki kişiler, bu güzel yanılsamadan adeta dilleri tutulmuş gibi dona kalırlar: çöl yutar onları. Öznel avuntuları sık sık deneyimlemiş olan yine başka yaratılıştaki kişiler ise, elbette son derece bezgin olurlar ve söz konusu olayların ağızda bıraktığı ve müthiş bir susuzluk yaratan o tuzlu tada lanet okurlar - herhangi bir kaynağa bir adım bile yaklaşılamamışken.
Dokuma Tezgahında . -Olayların düğümlerini açmak ve dokusunu çözmekten zevk duyan azların karşısında, bu dokuyu hep yeniden düğümlemek ve dokumak ve böylece kavranmış olanı kavranmamış olana, olabildiğince kavranamaz olana dönüştürmek isteyen çoklar (örneğin tüm sanatçılar ve kadınlar) çalışır. Bunun sonucunda ortaya ne çıkarsa çıksın - dokunan ve düğümlenen her zaman kirli görünmek durumundadır, çünkü çok fazla el çalışır ve ip çeker üzerinde.
Tat ne kadar azalırsa sanat-isteği de bir o kadar sıradan bir açlığa dönüşür ve geriler, sanatçı da bu açlığı giderek yavanlaşan bir yemekle doyurmaya çalışır.