Tutkulardan görüşler doğar; Aklın üşengeçliği bunları kanaatler halinde dondurur. – Ne ki, özgür, durmaksızın devinen bir aklı hisseden, sürekli değişim yoluyla engelleyebilir bu donmayı: ve toplam olarak, düşünen bir çığ gibiyse, görüşler değil, sadece kesinlikler ve tam ölçülmüş olasılıklar olacaktır kafasında. – Oysa, karışık öze sahip olan ve kâh ateşle narlaşan, kâh akıldan donan bizler üzerimizde tanıdığımız biricik tanrıça olarak adaletin önünde diz çökmek istiyoruz. İçimizdeki ateş bizi genellikle haksız ve o tanrıça anlamında kirli yapıyor: bu durumda asla onun elini tutamayız, onun hoşnutluğunun ciddi gülümseyişi asla bize bağlı değildir; utançla sunuyoruz acımızı ceza ve kurban olarak, ateş bizi yaktığında, tüketmek istediğinde. Akıldır bizi tamamen közleşip kömürleşmekten kurtaran; bizi zaman zaman adaletin kurban sunağından çekip alır ya da asbestten bir örtü serer üstümüze. Ateşten kurtulunca, aklın sürüklemesiyle dolaşırız sonra, görüşten görüşe, taraf değiştirerek, ihanet edilebilecek tüm şeylerin soylu ihanet edeni olarak – yine de duymayız hiçbir suçluluk.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Elbette tamamen farklı bir deha türü, adaletlilik dehası vardır; bu türü herhangi bir felsefi, siyasal ya da sanatsal dehadan daha az değerli bulma kararı da veremem. Bu dehanın tarzı, önyargının olaylar hakkında göz kamaştırdığı ve kafa karıştırdığı her şeyden içten bir isteksizlikle uzaklaşmaktır; sonunda kanaatlerin bir düşmanıdır, çünkü canlı ya da ölü, gerçek ya da düşünülmüş her şeye hakkı neyse onu vermek ister – bunun için onun arı bilgisine sahip olmalıdır; bu yüzden her şeyi en iyi ışığın altında tutar ve dikkatli bir gözle dolaşır etrafında. Sonunda, kendi rakibine kör ya da miyop “kanaate” (erkeklerin deyişidir bu: – kadınlar ise “inanç” der ona) gösterecektir neyin kanaat olduğunu – hakikat uğruna.
Düşünür bir dâhiymiş gibi davranıp, kendini öyle gösterdiğinde, yani kendisine otorite yakışan yüksek bir varlık gibi baktığında, büyük ölçüde ağır basan o sınıfa güvenir. O türden bir deha, kanaatlerin közünü söndürmediği ve bilimin dikkatli ve alçakgönüllü bilincine karşı kuşku uyandırdığı sürece ve hakikatin bir taliplisi olduğuna ne kadar çok inansa da, bir düşmanıdır hakikatin.
Açıklanmamış bir konuda, akıllarına ilk gelen ve bu konunun bir açıklamasıymış gibi görünen fikirle coşarlar: özellikle politika alanında sürekli en kötü sonuçlar doğar buradan. – Bu yüzden herkes en azından bir bilimi baştan sona öğrenmiş olmalıdır.