Tarihi böyle şiddetli kılan, görüşlerin mücadelesi değil görüşlere duyulan inancın, yani kanaatlerin mücadelesiydi. Kanaatleri hakkında böyle büyük düşünenlerin, onlara her türden kurbanlar sunanların ve onurlarını, bedenlerini ve yaşamlarını onların hizmetinden esirgemeyenlerin tümü de enerjilerinin sadece yarısını, hangi hakla şu ya da bu kanaate bağlandıklarını, bu kanaatlere hangi yollardan vardıklarını araştırmaya ayırsalardı: ne kadar barışçıl bir görünüm alırdı insanlığın tarihi! Her türden zındığın kovuşturulmasında görülen tüm o vahşet sahnelerini iki nedenden ötürü yaşamamış olurduk: bir kere, engizisyoncular her şeyden önce kendi kendilerini sorgularlardı ve mutlak hakikati savunma kibrinin dışına çıkmış olurlardı; ikincisi, zındıkların kendileri de tüm dinsel tarikatların ve “doğru inançlıların” ilkeleri gibi, kötü temellendirilmiş ilkelerine, onları sorguladıktan sonra artık katılmazlardı.