NedStark

NedStark
@NedStark13
Bulduğun, arayıp da bulamadığındır.
Kendimizi adadığımız o varlıkların, gerçekten de bizim tasarımımızda görünen varlıklar olduğuna ilişkin, elbette yüksek sesle dile getirilmemiş bir varsayımla verilmiş, varsayımsal bir söz değil miydi bu? Bu sadakatle kendi yüksek benliğimize zarar vereceğimizi kavramış olsak bile, yanılgılarımıza sadık kalmakla yükümlü müyüz? – Hayır, bu türden bir yasa, bir yükümlülük yoktur.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bu acılardan kaçınmak için, duygularımızın kabarmasından kendimizi sakınmamız zorunlu muydu? Kendimize bir kanaat değişikliği sırasında bu sancıların zorunlu mu olduklarını yoksa yanılgılı bir görüşe ve değerlendirmeye mi bağlı olduklarını sormalıyız daha çok. Neden kendi kanaatlerine sadık kalana hayranlık duyuluyor da, onları değiştiren horgörülüyor? Korkarım yanıt şöyle olmalı: çünkü herkes böyle bir değişikliğe ancak daha ortak bir yarar ya da kişisel korku güdülerinin neden olduğunu varsayıyor. Demek ki: aslında hiç kimsenin, ona yararlı oldukları, ya da en azından ona zarar vermedikleri sürece görüşlerini değiştirmediğine inanılıyor. Eğer durum böyleyse, bunda tüm kanaatlerin entelektüel önemi açısından kötü bir kanıt yatıyor. Kanaatlerin nasıl oluştuklarını bir sınayalım; ve çok fazla abartılmış olup olmadıklarına bakalım: Sonunda kanaatlerin değiştirilmesinin de her bakımdan yanlış ölçüldüğü ve bizim şimdiye dek bu değiştirmeden çok fazla acı çektiğimiz çıkacaktır ortaya.
Yalnız insanlar. – Kimi insanlar kendileriyle baş başa olmaya o denli alışmışlardır ki, kendilerini başkalarıyla kıyaslamazlar bile; sakin, neşeli bir ruh hali içinde, kendi kendilerine güzel güzel sohbet ederek, hatta gülerek monolog yaşamlarını sürdürürler. Ama kendilerini başkalarıyla kıyaslamaları sağlandığında, kendilerini evhamla küçümsemeye eğilimlidirler: bu yüzden, kendileri hakkındaki iyi, güzel, adil bir görüşü yine başkalarından yeniden öğrenmek zorunda kalırlar: bu öğrenilmiş görüşü de hep yeniden biraz aşağıya çekmek, pazarlıkla indirmek isteyeceklerdir. – Demek ki bazı insanların yalnızlıkları bağışlamalı ve sık sık yapıldığı gibi, onlara bu yüzden üzülecek kadar aptal olunmamalıdır.
Derin insanlar. – Güçlülüklerini, izlenimlerin derinleşmesinden alan kişiler – onlara genellikle derin insanlar denir – apansız olan her şeyde nispeten soğukkanlı ve kararlıdırlar, çünkü ilk anda izlenim henüz sığdır, ancak sonradan derin olur. Uzun süredir öngörülen, beklenen olaylar ya da kişilerdir bu yaratılışları en çok heyecanlandıran ve sonunda geldiklerinde âdeta akıllarını başlarından alırlar onların.
Yüksek benlikle kurulan ilişki. – Herkesin, yüksek benliğini bulduğu bir iyi günü vardır; ve gerçek insancıllık bir kimseyi esaretin ve köleliğin iş günlerine göre değil, bu duruma göre değerlendirmeyi gerektirir. Örneğin bir ressama, görebildiği ve serimleyebildiği en yüksek vizyona göre değer vermek ve saygı duymak gerekir. Ama insanlar kendi yüksek benlikleriyle çok farklı ilişki kurarlar ve genellikle, o anda oldukları şeyi sonradan hep taklit ederek, kendi kendilerinin oyuncusu olurlar. Kimileri kendi ideallerinden duydukları korku ve utanma içinde yaşarlar ve onları yadsımak isterler: kendi yüksek benliklerinden korkarlar, çünkü konuştuğunda iddialı konuşmaktadır. Ayrıca bir hayalet gibi istediği zaman gelip istediği zaman gelmemek özgürlüğüne de sahiptir: bu yüzden genellikle tanrıların bir sunuşu olarak anılır, oysa başka her şey tanrıların (rastlantının) sunuşudur da, insanın ta kendisidir o.