NedStark

NedStark
@NedStark13
Bulduğun, arayıp da bulamadığındır.
Kötü şairler olarak insanlar. – Kötü şairlerin dizenin ikinci yarısında uyak oluşturacak düşünceyi aramaları gibi, insanlar da yaşamlarının ikinci yarısında, daha korkaklaşıp, dışarıdan hepsi iyi bir uyum oluştursunlar diye önceki yaşamlarına uyan eylemleri, tavırları, ilişkileri ararlar: ne ki yaşamları artık güçlü bir düşüncenin egemenliğinde ve hep yeni baştan belirleniyor değildir, tam tersine bir uyak bulma niyeti alır bu düşüncenin yerini.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yaş ve hakikat. – Genç insanlar, ilginç ve özel olanı severler ne kadar doğru ya da yanlış olduğuna aldırmaksızın. Daha olgun tinler, hakikatteki ilginç ve tuhaf yanı severler. Sonunda, olgunlaşmış kafalar hakikati, yavan ve tekdüze göründüğü ve sıradan insanlarda can sıkıntısı uyandırdığı yönüyle de severler, çünkü hakikatin, tinin sahip olduğu en yüce şeyi tekdüze bir çehreyle dile getirdiğini fark etmişlerdir.
Neden ve sonuç birbirine karışınca. – Kendi mizacımıza uygun olan ilkeleri ve öğretileri ararız bilinçsizce, sonunda bizim karakterimizi bu ilkeler ve öğretiler yaratmış, ona destek ve güven vermiş gibi görünür: oysa tam tersi olmuştur. Düşüncemizin ve yargılarımızın, öyle görünüyor ki sonradan özümüzün nedeni yapılmış olması gerekir: oysa gerçekte özümüz, bizim öyle ve böyle düşünüyor ve yargıda bulunuyor oluşumuzun nedenidir. – Bizi bu âdeta bilinçsiz komediye yazgılayan nedir peki? Üşengeçlik ve rahatına düşkünlük, bir o kadar da enikonu tutarlı, özü sözü bir olarak görülme yolundaki kibirli arzu: çünkü saygı kazandırır bu, güven ve güç verir.
Başkaları ve dünya hakkında hoşnutsuzluk. – Sık sık yaptığımız gibi, aslında kendimizden duyduğumuz hoşnutsuzluğu başkalarının üzerine yönelttiğimizde, esas olarak kendi yargımızı bulandırmaya ve yanıltmaya çalışıyoruzdur: bu hoşnutsuzluğu a posteriori başkalarının yanılgıları ve eksiklikleriyle gerekçelendirmek ve böylelikle kendimizi gözden yitirmek isteriz. – Kendi kendilerinin acımasız yargıcı olan katı dindar insanlar, aynı zamanda kötülüklerin çoğunu insanlığın kendisine atfetmişlerdir: günahları kendine ve erdemleri başkasına ayıran bir aziz hiç gelmemiştir dünyaya: tıpkı, Buda’nın talimatına uyarak, iyi yanını insanlardan gizleyip, sadece kötü yanını gösteren bir kimsenin de hiç gelmediği gibi.
Derin acıya duyulan arzu. – Tutku geçtiğinde karanlık bir özlem bırakır ardında ve gözden yiterken baştan çıkarıcı son bir bakış fırlatır. Yine de bir tür zevk vermiş olmalıdır onun kırbacını yemek. Buna karşılık, daha ölçülü duygular yavan görünür; öyle anlaşılıyor ki daha şiddetli bir acıyı, yavan bir zevkten daha çok ister kişi.