Hiddetin ve kızgınlığın, cehennem ateşinin tohumudur ve mayasıdır. Aklını başına al da, o hiddet ateşini söndür. Çünkü o ateş, senin için bir tuzaktır." (Mesnevi)
Ayetin sonundaki "Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder." şeklindeki ifade de ibadetlerin Cenab-ı Hak tarafından kabulle karşılanmasındaki çok önemli bir unsuru bildiriyor bizlere; takva olmak. Yani Cenab-ı Hakk'a karşı haşyet duyguları içinde ibadetlerimizi yerine getirmek. O'na kulluğumuzu gösterme adına yaptığımız ibadetlere enaniyet, kibir, riya, süm'a gibi takva kavramıyla asla bağdaşmayacak işleri karıştırmamak. O'na karşı yaptığımız ibadetlerin verdiği nimetlere karşı bir borcumuz olamayacağını zira borcu olan kişinin kendisine ait bir şeylerin olması gerektiği düşüncesiyle O'nun karşısında bir hiç olduğumuzun bilinciyle ibadet etmek. Varlığımızın anlamının O'na kulluk etmek ve aldığımız nefeslerin O'nun yolunda tüketilmek üzere bize tevdi edilmiş olan birer emanet olduğu bilinciyle yaşam sürmek. O'nun emri veya nehyiyle dünyevi bir menfaatimiz çakıştığında hiç düşünmeden O'nu tercih edebilecek bir imana sahip olabilmek. İşte, takva tünelinin 'teslimiyet' menziline, teslimiyetinde sahil-i selamete açılıp son bulduğu uzun hem de çok uzun mesafe burası...
Cehalet, dini yaşamaya çalışmanın bütün şubelerinde karşımıza büyük bir problem olarak çıkan bir musibettir. İlk emri oku olan ve öğrenmeye büyük önem atfetmiş olan bir dinin mensupları şayet cahil olursa Şeytan'ın onları aldatma ihtimali de büyük olacaktır. Onlara aldatma maksadıyla yaklaşıp telkin veren Şeytan bunu, batılı hak suretinde göstererek yapacaktır elbette. Hangi ameli nasıl yapması veya terk etmesi gerektiğini bilmeyen Müslüman, Şeytan'ın elinde bir oyuncak haline gelecektir.
Cenâb-ı Hak da, insana; dış görünüşüne, fânî apoletlerine, kay sasında depoladığı paraya veya zihninde depoladığı bilgiye göre değer vermez. Kalbî durumuna ve takvâsına göre kıymet verir...
Hazret-i Mevlânâ:
"Nefsinin ateşi, Hak dostlarının latif sözleriyle söndükten sonra, gönül bahçesine ne ekersen biter. Lâleler, ak güller, güzel kokulu reyhanlar yetişir."